in

Yasayı Beklerken: 48 Bin 348 Hayvanın Yaşam Hakkı Gasp Edildi

Türkiye’de hayvan haklarından bahsedildiğinde, insanların aklına daha çok kedi – köpek gelse de farklı türden milyonlarca hayvan, insanlığın zalimliğinden nasibini almış durumda ve almaya devam ediyor.  Hayvan Hakları İzleme Komitesi 2020 Ocak aynın hayvan hakları ihlali raporunu açıkladı.

 Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Türkiye’de bir ilk olarak hayvan hakları ihlâllerini tür ayırt etmeksizin raporlamaya devam ediyor. 2020 Ocak ayının hayvan hakkı ihlallerini bir basın toplantısı ile duyuran HAKİM raporun yok sayılan hayvanlara yaşatılan zulmün görünür kılınması açısından oldukça önemli bulduklarını açıklıyor.Yaşam Hakkı Savunucuları çalışmayaı,9 Kasım 2019 tarihinde hayatını kaybeden Burak Özgüner’e adadı.

 

  basın açıklaması 1

Aklınız kedinizde kalmasın: Kedi kısırlaştırma hakkında merak edilen tüm detaylar için ziyaret edin.

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Aslı Alpar rapor hakkında şu bilgilleri veriyor.:“Türkiye’de hayvan haklarından bahsedildiğinde, insanların aklına daha çok kedi – köpek gelse de farklı türden milyonlarca hayvan, insanlığın zalimliğinden nasibini almış durumda ve almaya devam ediyor. “

48 bin 348 yaşam hakkı gasbı

“Ocak ayı için raporladığımız hak ihlâlleri, basına, sosyal medyaya yansıyanlar, yaptırımla karşılık bulanlar, yani sadece kayıt altına alınabilenlerden oluşuyor. Hayvanların yaşadıkları hak ihlallerinin çok azına medyada yer verildiğini biliyoruz, bu yüzden raporlayamadığımız milyonlarca hak ihlali var. Buna rağmen, bu basın toplantısında kamuoyu ile paylaştığımız bir aylık rapor bile, hayvan hakları ihlâllerinin aslında ne denli korkutucu boyutlarda yaşandığı gerçeğini de ortaya koyuyor. Çünkü toplumsal olarak, sadece en görünür olan ve en çok konuşulan ihlâller gündemde yer bulabiliyor. Bugün, mezbahalarda, barınaklarda, süt ve yumurta çiftliklerinde, balıkçılıkta, avcılıkta, hayvanat bahçelerinde, faytonlarda ve taşımacılıkta, yunus parklarında, tematik akvaryumlarda, kürk çiftliklerinde, deney laboratuvarlarında, yurtiçi ve yurtdışı hayvan nakillerinde, ipek böcekçiliğinde, arıcılıkta, “bohçacılık” adı altında yürütülen böcek toplamaları ve kurbağa, salyangoz toplayıcılığındaki rutin şiddet medyaya yansımıyor. Oysa bu merkezlerde ve endüstrilerde çok yoğun bir şekilde ölüme, işkenceye varan hak ihlâlleri yaşanıyor. Hak ihlâllerine neden olan kamu, özel ve yerel yönetim idarecilerinin hiçbir şekilde yargı önüne çıkarılmadığı bir ortamda, bu haksız fillere devletçe göz yumulduğunu ve tüm bu ihlallerin mevzuatla meşru bir zemine oturtulduğunu görüyoruz. Bu cezasızlık ortamında, buna zemin hazırlayan insanmerkezci ve türcü zihniyet de, işkencecileri, tecavüzcüleri, hak gaspçılarını yüreklendirmeye devam ediyor; yaşama ve hayvanlara karşı işlenen bu suçlar, âdeta devlet koruması altında işleniyor. Tüm bu ihlâllerin, sanki  öznesi hayvan olmayan sıradan konular gibi, başka kanunlarla düzenlendiğini görüyoruz. Bu ay Ankara Batıkent’te zehirlenen hayvanlar ile ilgili görülen davada çıkan 10 yıllık ceza, “çevreye kasten zarar verme” ve “mala zarar” suçlarından verildi. Bu davanın sonucunu memnuniyete karşılasak da faillerin “hayvana kötü muamele” suçundan yargılanması gerektiğini biliyor ve bunun için çabalıyoruz. Adaletin hayvanlar için işletilebilmesi için de yasanın bir an önce düzenlenmesi gerekiyor. Bu anlamda 2020’nin ilk ayında edindiğimiz bilgileri, hayvanlara adalet idealimiz için sizlerle paylaşıyoruz.”

basın açıklaması 3

Mezbahalarda Öldürülen Hayvanlar Dahil Değil

 

Ocak ayında, en az 48 bin 348 yaşam hakkı gasbı raporlanmıştır. Bu sayısal verilere, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından Ocak ayı hayvancılık verileri açıklanmadığı için mezbahalarda öldürülen hayvanların sayısını eklenememiştir. Raporda kaydedilen yaşam hakkı ihlâlleri; toplu zehirleme, kesici ve delici maddelerle ve ateşli silahla öldürme, cinsel şiddet, deri yüzme, balık ağına takılarak boğulmaya sebebiyet verme, sert cisimle şiddet uygulayarak öldürme, uzuv kesme ve ihmal nedeniyle ölümleri içermektedir. Ancak bilinmelidir ki mezbahalarda, balıkçılıkta, barınaklarda, hayvanat bahçelerinde, şirketlerin ve üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında, eğitimlerde kayıtlı ve kayıtdışı olarak milyonlarca hayvan katledilmektedir. Fakat bu yaşam hakkı gasplarına dair “resmî” veriler, ancak bir sonraki yıl yayınlanmaktadır.

 

 Bu Suçlar Devlet Korumasonda İşleniyor

Avcıların, devletin kuralları ve izni ile hayvanların yaşam haklarına yönelik gaspları ise hiçbir şekilde bilinememektedir. Bazı haberlerde, haklarında yaptırım uygulanan avcıların sayısı verilirken bazı haberlerde sayı verilmemiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı 2018 yılı faaliyet raporuna göre, 2018 yılında, 6 bin 972 kaçak avcı yakalandığını, av turizmi kapsamında 2 bin 546 hayvanın öldürüldüğünü bildirmiştir. Avcılara uygulanan idari para cezası toplamının ise 6 milyon 506 bin 451 lira 20 kuruş olduğunu paylaşmıştır. Av kontrol ve denetimlerde el konulan ölü ve canlı yaban hayvan sayısı ise 7 bin 170’tir. Devlet güvencesi ile sürdürülen ve silah lobisi ile kol kola olan bu kanlı insan “hobi”sini kabul etmemiz hiçbir şekilde mümkün değildir. Yasalar ile güvenceye alınan bu eylem cinayetten başka bir fiil değildir ve bir an önce yasaklanması gerekmektedir.

basın açıklaması 2

Adalar’dan Deve Güreşlerine Uzanan İşkence

 

Bu bir aylık raporda, EN AZ 47 işkence vakası kaydedilmiştir. İşkence olarak tanımlanan hak ihlâlleri ise, hayvan toplama sırasında uygulanan fiziksel ve psikolojik şiddet; ateşli silahla yaralama; yakma; kulak kesme; köpek dövüştürme; darp, kesici ve delici aletlerle, saldırılar olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak deney laboratuvarlarında; hayvan dövüşlerinde; sevk esnasında; süt çiftliklerinde, kürk çiftliklerinde, mezbahalarda devlet koruması ile hayvanların tutsak edildiği tesislerde, mekânlarda, hayvanlara yönelik sistematik, rutin bir işkencenin olduğunu biliyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan elde edilen veriye göre 2019 yılı Kasım ayına kadar 7 milyon 174 bin 352 hayvan yurtiçi sevk sırasında işkenceye maruz bırakılmıştır. Resmi olmayan verilere göre 2019 yılında, sadece adalarda 1400’den fazla at faytona koşturulma esnasında eziyet görmüştür. Türkiye’de köpek ve horoz dövüşleri yasadışı bir şekilde; boğa ve deve güreşleri ise “folklorik” oldukları iddiası ile devlet kontrolünde düzenlenerek hayvanlara yasal bir işkence uygulanmaya devam edilmektedir. Bu yüzden TBMM’den talebimiz hayvanların yanında olmaları ve her türlü hayvan dövüşünü tamamen yasaklamalarıdır.

 

Özgürlüğü Kısıtlanan Hayvanlar

 

En az 29 bin 804 özgürlüğü kısıtlama vakası raporlanmıştır. Özgürlüğü kısıtlama vakaları olarak;  bazı hayvan türlerini yaşam ortamı ve türlerine uygun olmayan yerlere hapsetmek, sokak hayvanlarının sokaklardan toplatılarak hapsedilmeleri, alıkoyma olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak besi ve süt çiftliklerinde, hayvanlı sirklerde, yunus parklarında, kürk çiftliklerinde, hayvanat bahçelerinde, deney laboratuvarlarında, üniversitelerin araştırma enstitülerinde, yaban hayvanı üretim çiftliklerinde, kısacası hayvanların özgürlüğünün kısıtlandığı her mekân, tesis ve kuruluşta, on binlerce hayvanın tâbi tutuldukları esarete dair net bir veri bulunmamaktadır. Türkiye’de hâlâ faal olan 10 yunus parkında ise en az 50 yunusun, 51 kürklü fokun, 6 mors ve 4 beyaz balinanın tutsak edildiğini, 41 hayvanat bahçesinde de en az 16 bin hayvanın esir tutulduğunu biliyoruz. Ancak hayvanat bahçeleri, tematik akvaryumlar ve yunus parkları ile ilgili güncel veriye, yetkili olan Tarım ve Orman Bakanlığı üzerinden CİMER aracılığıyla ulaşamıyoruz; bilgi edinme başvurularımız her seferinde cevapsız bırakılıyor.

 

TÜİK verilerine bakıldığında ise, sadece 2019’da 1 milyar 265 milyon 415 bin 285 sığır, manda, koyun, keçi, tavuk ve hindinin özgürlüğünün kısıtlandığını görülmektedir. Hiçbir canlının başka canlıların menfaati gözetilerek özgürlüğünün kısıtlanamaması gerektiğini düşünüyoruz.

 

Erkekliğin Dokulmazlığı

Bu raporda, medyaya yansıyan EN AZ 2 cinsel şiddet vakası raporlanabilmiştir. Ancak Türkiye’de tecavüz edilen hayvanlar arasında ineklerin, eşeklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin, atların olduğu ve hayvana tecavüzün her gün gerçekleştiği de toplumun tüm kesimlerince bilinen ve kanıtlanamadığı için medyaya yansıyamayan, erkekliğin dokunulmazlığı gerekçesiyle üstü örtülen bir gerçekliktir.

Beden Dokulmazlığı İhlal Edilen Hayvanlar

Yine hayvan deneylerinde ve kuyruk, kulak, boynuz ve gaga kesme gibi hayvan endüstrisi müdahalelerinde kaç hayvanın beden dokunulmazlığının ihlâl edildiğine dair herhangi bir güvenilir veri bulunmamaktadır. Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu (HADMEK) her sene açıklaması gereken hayvan deneyleri ile ilgili verileri 2017 yılından beri açıklamamaktadır.

Bu rapora yün ve tiftik çiftliklerinde beden dokunulmazlığı ihlal edilen hayvan sayıları da eklenememiştir; TÜİK’ten alınan verilere göre sadece 2019 yılında kırkılma esnasında beden dokunulmazlığı ihlal edilen hayvan sayısı 47 milyon 913 bin 069’dur. Hatırlatmak isteriz ki, Türkiye’de hayvan endüstrisi tesislerinde her gün bu muamelelerden geçen on binlerce hayvan bulunmaktadır.

Hayvanlara Adalet Borçluyuz

Hayvanların haklarının bir an önce geri verilmesi gerekiyor. Değiştirilmesi gündemde olan hayvan hakları yasasının hayvanların lehine sonuçlanması için herkesin süreci takip etmesi ve sürece dahil olması çok önemli. Unutmayalım ki bizler hayvanlara merhamet değil adalet borçluyuz.

“Hayvanlar ve Toplumun İlişkisi Devlet Eliyle Bozulmaya Çalışılıyor”

Dört Ayaklı Şehir’den Mine Yıldırım rapor ile ilgili şu açıklamayı yaptı

“Kent hayvanlarıyla ilgili envanter olmaması ve kayıtdışılık sorunu, kamu kurumlarının hesap verilebilirliğini bütünüyle ortadan kaldırıyor. Barınak olarak bilinen tecrit merkezlerinde, barınak çeperlerinde ve ormanlarda kamu personelinin ve şahısların hayvanlara uyguladığı şiddet görünür kılınamıyor ve bu nedenle de raporlara eklenemiyor. Yerel ve merkezi yönetimlerin hayvana bakışı ve olumsuz uygulamaları, kırsalda ve kentte hayvan ve insan ilişkisini bozmaya devam ediyor. Bu da hayvana şiddeti en çok artıran sebeplerden biri. Hayvana yönelik haksız fillerin Türk Ceza Kanunu kapsamına alınması bu anlamda bizim için en kritik başlıklardan biri.”

Öldükçe Yerlerine Yenileri Geliyor

Yunuslara Özgürlük Platformu’ndanÖykü Yağcı konuyla ilgili şu açıklamayı yapıyor

“Bu takipsizlik ve hesap verilebilirlik sorunu yalnızca kent hayvanları için geçerli değil. HAKİM raporunda da bahsettiğimiz üzere, ne yazık ki yunus parklarında, tematik akvaryumlarda ve hayvanat bahçelerinde tutsak edilen, bu amaçla kıtalar arası ticareti yapılan hayvanların birey olarak sayısına ve tür sayısına, bu konuda yetkili birim olan Tarım ve Orman Bakanlığı üzerinden ulaşamıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız ve 2019 yılında da yenilediğimiz Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi üzerinden başvurularımıza ya hiç yanıt verilmiyor ya da tam sayıları, talep edilen bilgi ve belgeleri içeren kapsamlı yanıtlar gönderilmiyor.

Özellikle yunus parklarında tutsak edilen hayvanlarla ilgili tek veri kaynağımız, Türkiye’nin taraf olduğu ve yurtdışından canlı/cansız hayvan ticaretini düzenleyen “Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin CITES sözleşmesi.

İnternet üzerinden herkese açık şekilde paylaşılan veritabanından edindiğimiz bilgilere göre, 2005-2017 tarihleri arasında Türkiye’deki 10 adet yunus gösteri ve terapi merkezleri için yurtdışından en az 75 afalina türü yunus getirildi. Belgelere göre, 2018’de yurtdışından hiç yunus ithal edilmediği ve 2019 verileri henüz CITES veritabanına girilmediği için, ancak ve yalnızca bu tarihler arasını inceleyebiliyoruz. Bu 75 yunustan kaçı bugün hayatta, bilmiyoruz, takip edemiyoruz.

Bu Rakamlarının Hayvan Hakkı İhllallerinin En Somut Göstergesi

 

Yunus parkı işletmecilerinin Meclis’te yunusla terapi ve gösteri faaliyetlerinin yasaklanmaması için yürüttüğü kulis sırasında milletvekillerine, Türkiye’de halihazırda toplamda 50 tutsak yunus olduğunu söylüyorlar. Bize vekillerden gelen ve sundukları dosyada belirtilen rakam bu. Peki, ithal edilen 75 yunustan 50 tanesi hayattaysa, aradaki farkta ortaya çıkan 25 yunusa ne oldu, bu yunusların tamamı öldüyse kaçı bakanlığa bildirildi? Bilmiyoruz ve bu sorunun yanıtını arıyoruz. 12 yılda 25 yunusun esaret altında hayatını kaybetmesi demek, her yıl 2 yunusun esaret altında hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Bu rakam, aynı zamanda yunus parklarında gizlenen hayvan hakkı ihllallerinin en somut göstergesi. Bu yunusların gösterilerde ve yunusla terapi gibi rant kapısı olarak görülen ticari faaliyetlerde kullanılması, hem hayvan hakları hem de insan hakları ihlalidir. Üstelik bu ticari faaliyetlerin bilimsel geçerliliği ve etkinliği bilim camiasınca da kabul edilmemektedir.

Bildiğiniz gibi şu an Meclis’te hayvan hakları yasasıyla ilgili çalışmalar sürüyor. Bu çalışmaların zeminini hazırlaması planlanan Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporu yeni yunus parklarının açılmasının yasaklanmasını, mevcutların ise en fazla iki yıl içinde kapatılmasını talep ediyor. Dernek adıyla Meclis’te yunus parklarının kapatılmasını engellemeye ve Türkiye’de 1983’ten beri yasak olan canlı yunus avını geri getirmeye çalışan yunus parkı sahipleri, bunu “turizm geliri”, deniz hapishanelerini ise “yabancı turistlere cazibe merkezi” olarak lanse etmeye çalışıyor. Bu kanlı ticaretin ve çarpık zihniyetin Meclis tarafından yasallaştırılmasına izin vermemeliyiz, vermeyeceğiz. Katliam ve esaret içeren “turizm, eğlence ve istihdam” anlayışını kabul etmeyeceğimizi hep birlikte göstereceğiz.”

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zonguldakta bir şahsın hayvanlarına bakmaması ve şiddet uygulaması mahalleliyi canından bezdirdiöç

Hayvanlarına Bakmayan ve Döven Şahıs Mahalleliyi Bezdirdi

Öğrenciler Okullarında Sahip Çıktıkları Sokak Hayvanları için Belediye Başkanına Çağrıda Bulunduöç

Öğrenciler Okullarında Sahip Çıktıkları Sokak Hayvanları için Belediye Başkanına Çağrıda Bulundu