in ,

Veganlar Soruyor: Yaşam Hakkı mı Önce Gelir, İnanca Saygı mı?

İslam kültürüyle yetişmiş veganların kurban bayramıyla ilgili açıklamaları bakış açımız değiştirecek yeni bir sorgulamaya götürüyor bizi; “yaşam hakkı mı yoksa inanca saygı mı?”

tr.euronews.com’dan Sertaç Aktan, islam kültürüyle yetişmiş veganların kurban bayramına bakışlarıyla ilgili bir içerik hazırlamış. Kurban bayramını nasıl yaşadıklarını, neler hissettiklerini ve bu ibadete nasıl baktıklarını sormuş. Veganların verdiği cevaplar bakış açımız değiştirecek yeni bir sorgulamaya götürüyor bizi; “yaşam hakkı mı yoksa inanca saygı mı?” Hiç kuşkusuz ki yaşam hakkına saygı. Çünkü inanç; bir düşünceye, olaya, duruma çok sağlam bir biçimde, içten, gönülden bağlı bulunma, güvenle doğru sayma halidir. Eminlik noktasında olmayan her inanç, kişinin bildiği kadardır. İnsan bilgisi ve tecrübesi kadar karşısındaki insana da inanabilir, bir partiye de inanabilir, bir dine de inanabilir… Yaşam hakkı ise kişiliğinin sağlıklı boyutunda olan herkesin kabul ettiği ve saygı duyması gereken bir gerçekliktir. Yani varlığının sebebi ve olmadığımızın bir hayatın sonlandırılmasının sebebi ve seyircisi olamayız.

Mengü: “Kurbana Yaşam Hakkı Üzerinden Bakıyorum”

Yasam hakkina saygimi inanca saygi mi Nevsin Mengu

Aklınız kedinizde kalmasın: Kedi kısırlaştırma hakkında merak edilen tüm detaylar için ziyaret edin.

Yapılan içerikte, vegan olan ünlü haberci Nevşin Mengü olaya her şeyin üzerinde olan ‘yaşam hakkı’ üzerinden baktığını belirtiyor ve ekliyor; “Kurban bayramı, gerçekleri insanların yüzüne çarpması açısından iyi. Çünkü kurban bayramında gördüğümüz manzaraların çok daha kötüsü her gün mezbahalarda binlerce kez tekrarlanıyor. “İnancımıza saygı duy” diye bir yaklaşım var. İnsanlar birkaç yüzyıl önce de cadı diye kız çocuklarını yakıyordu, o da onların inancıydı. İnançlara ilişkin ahlaki ve meşruluk yaklaşımların değişmekte.”

Dr. Erus: “Dağıttıkları Şey Hayvana Zulüm, İnsanlara Sağlıksızlık, Gezegene Karbon Salınımı”

Yasam hakkina saygimi inanca saygi mi dr Suat erus

Göğüs hastalıkları uzmanı cerrah Dr. Suat Erus da Türkiye’nin en bilinen veganlarından. Ona göre veganlar kurban bayramı dışında da hayvan kesimine karşı olduğu için bu dönemde çevrelerinde gördükleri “iki yüzlülüğe tepki verdiğini” düşünüyor ve şöyle devam ediyor: “Et, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde bir zenginlik göstergesi. Kanser vakıflarında bile hasta çocuklara et bağışlanıyor. Bayram zamanlarında yoksullara et bağışlanıyor ve konu komşuya dağıtılıyor İnsanlar bunu iyilik veya prestij için yapıyor. Ancak dağıttıkları şeyin ne bir mutluluk ne de bir sağlık olduğunu, aslında bu şeyin sadece hayvanlara zulüm, insanlara sağlıksızlık ve gezegene de karbon salınımından başka bir şey getirmiyor.”

Tekşen: “Önceki Öğrenmeler Şu Anki Normalin Bahanesi Değil”

Yasam hakkina saygimi inanca saygi mi onur teksen

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Üyesi ve hayvan özgürlüğü aktivisti Onur Tekşen hayvanların öldürülmemesi gerektiğini idrak edebilecek bir çağda bulunduğumuzu belirterek şunları söylüyor: “Nasıl ki dini bir ritüel buna bahane olamazsa alışkanlıklar, ağız tadı ya da önceki öğrenmeler de şu anki normalin bahanesi değil. Dindarlar ‘inanç’ diyerek sorgulanamazlık kalkanıyla savunmaya geçiyor ki, bugün gayet sorgulanabilir bir ritüel. ‘Kurban’ın gerçekte de günümüzde de ne olduğunu ya da olmadığını anlatmaya çalışan din insanları var ve artacak da. İster vegan olmayan dindarlar ister vegan olmayan sekülerler olsun hemen herkes üstesinden gelinmesi gereken derinlerdeki bir ayrımcılığın; türcülüğün gölgesinde. Farklı düşünen cenahların kavgası sürerken hayvanlar her durumda öldürülmeye, farklı şekillerde ‘kurban edilmeye’ devam ediyor.” İnsan merkezli inanç ve düşüncelerin etkisinde olan her bireyin kendisine aynı zulüm içerisinde alan açtığını ifade eden Tekşen, bunu kimilerinin inanç diyerek, kimilerinin ise zevk ve kişisel tercih olduğunu iddia ederek yaptığını kaydediyor.

Dirikoç: “Yaşatmayı Seçersek Neler Olur?

Yasam hakkina saygimi inanca saygi mi Melike Dirikoc

Hayvan hakları aktivisti Melike Dirikoç ” Nedeni ne olursa olsun, birine acı vermek ve onu öldürmek yanlıştır. Bir kişi inancını, bir hayvanı öldürmeden de yaşayabilir. Hayvanları herhangi bir nedenle öldürmek gibi bir zorunluluk din pratiklerinde veya hayatımızın diğer alanlarındaki pratiklerinde yoktur. Bunu yapmazsak inançsız olmayız ya da hayatımızı devam ettirememe gibi bir durumumuz olmaz. İnsanlarla yakınlaşmayı, onlara yardım etmeyi ve bayramlaşmayı hayvanları aradan çıkararak yapmak mümkün. Aslında çoğumuz bu öldürme kısmını ‘ne kadar iyi oldu ölmeleri, ölülerinin etrafında kutlama yapalım’ diye düşünmüyor. Hayvanları kullanmak ya da onları çeşitli sebeplerle öldürmek; bir takım alışkanlıkların, gelenek ve ritüellerin arasına yedirilmiş ve çok da sorgulanmayan durumlar. Ancak biraz düşünüp, “bunu yapmazsak ve bunun yerine yaşatmayı seçersek ne olur?” diye kendimize sorarsak; bütün bunları yapmaya mecbur olmadığımızı, aslında gelenek ve ritüellerin çok daha barışçıl bir yere evrilebileceğini de görmüş olacağız.”

‘Baskın Tür’ Olma Davranışı Sergilemeden, Tüm Türlerle Birlikte Yaşamak Mümkün Olamaz mı?

Veganlar Soruyor Yasam Hakki mi Once Gelir Inanca Saygi mi

Hemen hemen tüm dinlerde, insan yaratılmışların en üstünü olarak tariflenir. Bu tanımlama ispata ihtiyaç duyar ve insanın konuşabilme yeteneği ile aklının olmasını delil olarak ortaya koyar. Bu delil, “aklı” olan her tür canlı tarafından kolaylıkla çürütülebilecek bir argüman olduğundan, delil değil de daha çok delilik olarak görülebilir. Çünkü, her tür canlı kendi içinde iletişim kurmasını sağlayan bir konuşma dili geliştirmiştir ve o dilde birbirleriyle konuşup anlaşır. Akıl ise tüm canlılara bahşedilmiş özellik. Bir şekilde hayatta kalmayı başaran her canlı aklını kullanmak, sezgilerine güvenmek durumundadır. Üstelik hayvanlar, farklı dillerde konuşan insan türünü anlayabilecek kadar da akıllı. İnsan ise kendi dilinde konuşan insanı anlamakta bile zorlanan bir tür olarak, anlayamadığı hayvanların konuşamadığını düşünmesi gayet normal. Bu durumda kim akıllı? İnsanın diğer türlerden üstün değil ama farklı olan yanı, “akıl ve sezgilerini” kullanımı sonucunda ortaya çıkan “özgür iradesi” olabilir mi? Bu da, tam olarak kabul görebilecek bir tahmin olmasa da “konuşma yeteneği ve akıl” ikilisinden daha akla yatkın. Bu “özgür irade”, insanı “aşağıların en aşağısı” yapabileceği gibi “yaratılmışların en üstünü” de yapabilir. Yaşam hakkına saygı duyarak, “baskın tür” davranışı sergilemeden tüm türlerle birlikte uyum içinde yaşamak mümkün olamaz mı?

Kaynak: https://tr.euronews.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yagmur Giderine Sikisan Yavru Kedi Icin 3 Saat Calisti 2 Metre Cukur Kazdi

Yağmur Giderine Sıkışan Yavru Kedi İçin 3 Saat Çalıştı 2 Metre Çukur Kazdı

Bursa Itfaiyesi Bos Isyerinin Kapi Arasina Sikisan Yavru Kedi Icin Seferber Oldu 1

Bursa İtfaiyesi Boş İşyerinin Kapı Arasına Sıkışan Yavru Kedi İçin Seferber Oldu…