in

Yargısız İnfazla Fayton Günah Keçisi Oldu, Bedeli Bir Sisteme ve Atlara Ödetildi!

Kendimi bildim bileli hayâtımda, tahayyüllerimde ve tasavvurlarımda at hep olagelmiştir. 1967-1987 seneleri arasında yaz aylarını ailem ile beraber Büyükada’da geçirdim. Bu yirmi sene müddetince faytonlar, atlar, eşekler hatta katırların çektiği çöp arabaları çocuk muhayyelemde yer ederek zaman içerisinde benim bir atçı olmama, herhalde vesile oldu. Daha ileri gitmeden benim lisânımda “atçı”nın neye tekabül ettiğini söylemek istiyorum. Bence atçı, at ile birşeyler yapıp duran kişidir. Profesyonel atçılar, at üzerinden maişetlerini temin ederken amatör atçılar da bu at zevkleri yüzünden bütçelerine bağlı olarak harcamalarda bulunurlar. Her iki durumda da bana göre sözkonusu meblağların kemiyeti değil, at ile yaşanan hayatın keyfiyeti kişiyi atçı yapar…

 

ATÇILIĞIN AYRILMAZ PARÇASI ARABACILIK, BIZDE  KÜÇÜMSENİR

İşte tam da bu bağlamda “adalı fayton atlarının” bende çağırıştırdığı mânâ; modern hayatlarımızda yaşayabilen ender atçılık örneklerinden biri. Bence en halka mâlolmuş ve gündelik olarak geniş alanda yapılan ve en mühimi cemiyet içerisinde murakabeye en açık olan şeklinde tezahür etmiş olanı, olması idi. Diğer atçılık örnekleri bence yaygınlık ve hayatlara değebilme gücü açısından faytonculuk ile asla kıyas dahi edilemez. Zaten atçılık kültürleri gelişmiş diyarlarda arabacılık, atçılığın ayrılmaz bir parçasıdır. Vatanımızda ne yazık ki kökleri derinlere giden bir araba ve arabacılık düşmanlığı alenen vardır. Türk atçılığı sadece süvarilik bacağı üzerinde durmaya çalışan neredeyse sakat bir yapıdır. Bu o kadar öyledir ki, lisânımızda “arabacı” adeta bir hakaret kelimesi olarak küfür niyetine kullanılır. Oysa dünya atçılığının üst-kurulu olan Beynelmilel Atçılık Federasyonu (FEI) bünyesinde gayet geniş ve güçlü şekilde temsil edilen bir arabacılık bölümü vardır. Yurdumuzun güzide atçılık üst-yapısı TJK (Türkiye Jokey Klübü) ve TBF (Türkiye Binicilik Federasyonu) olarak müesseseleşmiştir ve her ikisi de münhasıran binicilik ile alâkalı kurumlardır. Hâl böyle olunca faytonculuk, bana göre yaşayan atçılığın halk arasında vücut bulan ve müesses nizam tarafından teammüden görmezden gelinen gizli kahramanıdır.

 

İSTANBUL’UN ATLARA VEFASIZLIĞI İLK DEĞİL; GÜLHANE PARKINDA ASLANLARA YEM EDİLDİLER

Memleketimizin tarihi ile içinde bulunduğumuz şehrin tarihi, başka bir gözle bakıldığında at hayvanının hayatlarımızdan kovuluşunun da tarihidir. Dolmabahçe Sarayı civarındaki bir imparatorluk ahırları külliyesi olan İstabl-i Amire abidevi binası yıkılıp yerine mesela futbol stadı yapılmıştır. Şişli meydanındaki Mekteb-i Harbiye talim maneji yıkılıp yerine Şişli Camii yapılmıştır. Eski atlı tramvay atlarının istirahat çayırında şimdilerde Cavahir AVM yükselmektedir. Kavacık tarafındaki Saip Molla çiftliğinin at ve araba ahırları şimdiki Beykoz Konakları’nın sosyal merkezi ve lokantasıdır. Turistik cazibesi ile dikkat çeken Mısır Çarşısı eskiden sipahi ahırları idi… Örnekler çeşitlendirilebilir ve çoğaltılabilir… İstanbul’un her semtindeki faytonlar ve yük taşıyan at arabaları moderniteyi (bana göre) yanlış yaşadığımız için giderek yok oldu. Mesela İstanbul Belediyesi bünyesinde çöp toplayan atlı çöp arabaları 1960’larda ani bir karar ile bir günde kaldırılıp yerine motorize sisteme geçildiğinde o arabaları çeken hayvanlar Gülhane Parkı’ndaki hayvanat bahçesine derhal arslan yemi olarak gönderildi.

 

BU TOPLUM, BİLNÇLİ OLARAK AT HAYVANINDAN UZAKLAŞTIRILIYOR

Hâl böyle olduğu için 1970’ler Türkiye’sinde milyon ile ifade edilen at varlığımız zamanede doksan binler seviyesine gerilemiştir. Yaşanan kıyım sadece modernitenin etkisi ile izah edilip geçiştirilemez. Modernliğinden sual olunamayacak mesela Britanya, Fransa ve Almanya gibi diyarlarda halen milyonun üzerinde at hayvanı yaşamakta ve bihakkın kullanılmaktadır. Hem at hayvanının bütün bu memleketlerde tarih boyu en yoğun olarak kullanıldığı askeriye cenahında da savaş aracı olma vasfı tamamen kaybolurken, “sivil” atçılıkların devreye güçlü şekilde girmesi ile bu seviyelerde at varlığını yaşatmak mümkün olmaktadır. Asıl mesele at ile ünsiyeti kalmamış toplum yapımız ve at-bilmez yığınlar yetiştiren başta eğitim olmak üzere umumi sistemimizdir. Bu o kadar böyledir ki, olimpik atçılık yapıldığı söylenen tesislere üyelik kartı ile barkod okutarak ancak girilebilmektedir. Bu tesislerden birkaçı “halkın at ile tanışması” için eski sahibinın vasiyeti ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’na zamanında hibe edilmesi ve bir başkasının da tam da o amaçla işletmecisine uzun vade ile orman idaresi tarafından kiralanmış olmasına rağmen; bu halkı dışlayıcı tavır, norm halini alarak halen devam etmektedir.

 

ATLA TEMAS ELİT KESİMİN TEKELİNDE ARTIK, HALKIN ATLA TEMASI SONLANDIRILDI

Hayatımızdan at hayvanı kovulurken ve insanımız atı sadece elit sporların televizyonlarda yayınlanan müsabakaları, bambaşka bir alem olan düzkoşu hipodromlarının ganyan penceresi veya sanal dünyaları evimize getiren filmlerde seyirci olarak izleyebilirken; İstanbul’un  Adalar  ilçesi, “tarihi ve doğal SİT alanı” statüsü ile kanuni ulaşımı sisteminin sadece faytonlar olmuş olduğu bir koruma alanını yıllardır ata bahşedebilmiş bir istisna idi. Bu hususiyetinden ötürü Ada faytonlarına hayrandım… Benim baktığım yerden bütün atçılık uygulamaları içerisinde küçük müteşebbisin kendi ailesinin geçimi ve hayvanlarının bakım parasını çıkartabildiği yegane “başarılı” atçılık uygulaması idi. Adalar ilçesinin adeta bütün memleketi yutan inşaat, motorlu araçlar ve rant furyası karşısında korunmasını sağlayan bir nevi sigortası idi.

 

KANUNİ KORUMASI OLMAYAN ATIN KADERİ, SEÇİLMİŞ VE ATANMIŞLARIN İKİ DUDAĞI ARASINDA

Hayatımızın hikayesinin bir gözle bakıldığında atın yok edilişinin de hikayesi olduğunu söylemiştim. Kanunȋ bir koruması olmayan at, yetkililerce gerekli bulunduğu her zaman, ilgili resmi kurumlarca alınan kararlarla bir anda yok edilmiştir. Şehir içinde çalışan yük arabaları ve faytonların atları masa başında alınan kararlar ile bir günde atıl edilmiş ve yok olmuştur. Yıllardır tatbik edilen bu atsızlaşma uygulamaları neticesinde gözler önünden çekilen atların akȋbeti hiç incelenmemiş ve tamamen ihmâl edilmiştir. Bu durum, şâyet varsa hayvan-severliğimiz için herhalde fecȋ bir kusurdur. Söz konusu umursamazlık bugün de devam etmektedir…

 

ATLARI ÖLDÜRÜP UTANMADAN DA ONLARI “KORUDUĞUNU” SÖYLEMEK ABES, YANLIŞ VE GÜNAHTIR!

Benim gözümde, at ile olan münasebetimiz kesildikçe, atın nasıl bir hayvan olduğu da unutulmakta ve yanlış fikirler zihinlerimizi kaplamaya başlamaktadır. Eşyanın tabiatı mucibince atın bir hizmet hayvanı olduğu hakikati zamanede bazılarımız için ne yazık ki artık görülememektedir. Bırakın bu hakikatin kabul edilmesini, neredeyse inkâra gidilerek bunun böyle olmadığı, daha da ileri gidilerek böyle olmaması gerektiği; hayatlarında neredeyse hiç at görmemiş sözde hayvan-severlerce yok efendim esaret, sömürü, işkence gibi abartılı teşbihler kullanılarak, yıllardır yanlış olarak yazılı/sosyal medyada yayılmaya çalışılmaktadır. Hayvanlara kötü muammeleye karşı olmak ve tabii ki kötü muammeleyi durdurmak gerekmektedir. Tesirli bir murakabe ile yetkililerin ve halkın bunu yapması şarttır. Bu da ancak at hayvanını, onun tabiatını bilen insanlar ve denetim vazifesini bihakkın yapan yetkililerce sağlanabilir. Korumanın, işlevselliği ortadan kaldıran değil sürdürülebilir bir devamlılığı sağlayabilen olmasına gerekir. Kısacası örneklerini sıkça gördüğümüz gibi yasaklayıp ve bu yasaklar sonucu atları öldürüp bir de utanmadan onları “koruduğunu” söylemek abes, yanlış ve hatta günahtır! Ada faytonları etrafında son on yıldır kopartılan vaveylâ yukarıda ele aldığım mevzuya canlı bir timsaldir.

 

SİT ALANI OLAN ADALAR’IN ULAŞIMI, DEVLET İZNİYLE YASADIŞI YAPILYOR

Sıradan yetkililerin iki dudağı arasından çıkacak bir emir ile derhal hâlledilebilecek(!?) atlı uygulamaların – ki örnekleri namütenâhidir; bknz 2019 yılında İzmir ve Antalya faytonları hakkında alınan kararlar ve bihassa atlar ve arabacılar üzerindeki menfȋ neticeleri – aksine, Adalar ilçesindeki faytonculuk uygulaması kanun ile korunmuştur. Bu durum bilebildiğim kadarıyla ülkemizde tektir! İlçenin doğal ve tarihi SIT alanı ilân edilmiş olmasından ötürü içerisinde (sayıları kısıtlı ve özel izine bağlı motörlü araçlar dışında) ulaşımın faytonlar ile sağlanacağı hükme bağlanmıştır. Bu böyle olduğundan, memleketin diğer köşelerinde yıllarca hükmünü icra eden yapılaşma, motorize olma ve rant yaratma hallerini modernleşme zanneden ve bunu bize öyle dikte etmekten geri durmayan zihniyet; yıllarca hedeflediği neticeyi almak için gözlerini iştahla bu şirin küçük ilçeye ve onun faytonlarına dikmişti. Beklemedeydi.

 

ATLAR, DEVLET ADINA KARAR VERENLER TARAFINDAN PLANLI OLARAK YOK EDİLDİ

Planlanan taarruz görebildiğim kadarıyla üç koldan yürütüldü. Evvelâ bireysel akülü araçları ilçeye önce sokup sonra da on yılı aşkın bir süre çoğalmasına görevini yapmayan yetkililerce göz yumularak, fayton taşımacılığı yetkisi fiilen zedelendi. Adalı halkın bir kısmı giderek ada faytonlarını kullanmaz duruma getirildi. Motorlu vasıtaların yasak olması açık hükmüne karşı bu araçların akülü olmuş olması bir çeşit hile-i şerriye ve göz boyama olarak zâhir kullanılmaya çalışıldı. İlgili derneklerin zaman içinde görevi gözle görülür şekilde ihmal eden yetkililer hakkındaki başvuruları ve açtıkları davalar maalesef sonuç vermedi. Yaratılan fiilȋ durum ile ilçede sayısı binleri bulan akülü araçlar ulaşım sisteminin “de facto” bir unsuru hâlini aldı. Halk ile faytoncular arasına böylece bir “nifak” sokuldu. Bunun yanısıra ve oldukça eşzamanlı bir şekilde ilçe yoğun turizme açıldı. Bu açılış altyapısı çok eksik olan ilçeye ve bilhassa Büyükada’ya büyük bir baskı getirdi. Tatil günleri Adalar’a şehirden gelen yegâne ulaşım vasıtası olan gemi ve teknelerin bedava yolcu taşıması gibi popülist uygulamalar da eklenince Adalıların günlük ihtiyacına göre tasarlanmış ve adedi yıllardır sabit tutulmuş fayton varlığı bu turizmim hizmetine kaydırılarak artan talep karşısında zorlandı.

 

FAYTON TAŞIMACILIĞI BILEREK VE KASTEN DENETIMSIZ  BIRAKILDI

İkinci olarak faytoncular esnaf odası etrafında örgütlenen fayton taşımacılığı bilerek ve kasten denetimsiz, desteksiz bırakıldı.

  • Faytoncu ehliyetleri, imtihanlar kaldırılarak yenilenmedi.
  • Fayton tarifeleri değişen şartlara uygun hale getirilmedi.
  • Faytonların nizamnameleri hazırlanmadı.
  • Ve bütün faytonculuk sistemi on yıllarca denetlenmedi.

İstanbul taksilerinin taksimetre açmasını sağlayabilen “devlet” faytonları nedense başıboş bıraktı. Tabir caiz ise boğaz kıyısındaki tarihȋ yalıları yıkmak isteyenlerin yaptığı gibi çatıda bir delik açılıp yağmur suyunun koca binayı yıkmasını beklemek gibi “bırakın-çürüsün-çöksün” taktiği sanki kullanılmıştır. Resmȋ tarifesi yıllarca güncellenmeyen buna karşı ot-yem girdileri biteviye artan fayton sektörü müşterileri karşısında “haksız(!?)” fiyatlar talep eden mafyavarȋ bir gruplaşma şeklinde gösterilmeye çalışılmıştır. Belediyenin Adalar’da işlettiği ahırlar kapasitenin çok altında yapıldığı için bir kısım faytoncu ormanlık alanda işgal ettiği yerlerde “gecekonduvarȋ” yapılaşmaya giderek başından beri kanun karşısında haksız ve suçlu bir konuma itilmiştir. Bu “kaçak” yapılara su ve elektrik satmakta beis görmeyen yetkililer, bu çarpık durumu düzeltmek için hiçbirşey yapmamıştır. İlaveten eskiden varolan karantina ahırları, faytonculardan alınarak köpek barınağı yapılmış ve atlara dinlenebilecekleri bir padok alanı dahi verilmemiştir. Benim de at ve atçılık yetkilisi olduğum İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma (İAKTVK) Derneği yıllarca hem fayton nizamnamesi çıkartılması, hem gereken baytarlık hizmetlerinin sağlanması hem de karantina ahırları ve padok alanı tahsisi için faytoncular odası ile birlikte sayısız teşebbüste bulunmuş ve temaslar yapmıştır. Yetkililer tıpkı akülü araçlar konusunda olduğu gibi şu meşhur üç maymunu oynamaya devam edip ne duymuş, ne görmüş ne de birşeycik söylemiştir.

 

“ATLAR FAYTON ÇEKECEĞINE ÖLSÜN” DİYENLER HAYVANSEVER OLABİLİR Mİ?

Bu acımasız taarruzun son ama en görünür ayağı ise bir grup hayvan-sever(!?) ile başlatılan ve pornografi şeklinde sürdürülen bir “atlara yazık oluyor” kampanyasıdır. Yok faytona binersek atlar ölüyormuş; yok “fayton ata zulümmüş; yok kırbaç altında öldüresiye koşturulan atların esaretten kurtarılmasıymış” gibi hakikat ile bağlantısı gayet şüpheli ithamlar ile faytonculuk itibarsızlaştırılmaya çalışılmış ve alenen yalanlar söylenmiştir. İşin üzücü tarafı, bir ata ne zaman su verilmeyeceğini bilmeyenler tarafından hazırlanıp bunu zaten hiç bilmeyen kamu oyuna sunulan kampanyalar ile negatif bir algı operasyonu yapılmıştır. Mevcut eksiklikleri gelin beraber düzeltelim dediğimizde ise “fayton kaldırılmalı, atlar kurtarılmalı” teranesi şuursuzca tekrar edilmiştir. Atın bir hizmet hayvanı olduğu gerçeği ile kavgalı olup bu durumu kabul etmek istemeyen bazı “hayvan_severler” fayton kaldırılırsa atların yaşatılamayacağını kendilerine söylediğimizde, bunların bir kısmı ütopik ve hayalȋ mekânlarda o atlara hayatlarının sonuna kadar bakılacağı yalanı arkasına saklanmış, başka bir bölümü ise daha dürüst davranarak atlar fayton çekeceğine ölsün diyebilmiştir. Netice itibarı ile son bir sene zarfında yaşanan fiilȋ yasak neticesinde başlangıçta 1800 civarında olan at varlığının 130 mertebesine indirilmiş olduğu hakikati, o “hayvan-severlerin” zamanında karşı koymaya çalıştığımız hezeyanlarının gerçeklerle nasıl örtüşmediğinin delilidir. Atlar için yırtınan(!?) o “hayvanseverler” bugün dut yemiş bülbül gibi hâmûş olmuştur. Sesleri solukları duyulamamaktadır!

Dernek ve şahıslar olarak durum ile alâkalı olarak açılmış davalar vardır. Fayton taşımacılığına geri dönülmesini talep edenler, bir platform halinde toplanmıştır. Mücadelemiz devam etmektedir.

Son on yıldır yaşadıklarımdan neler öğrendiğim hususuna gelirsek; zor ile imtihan edilen insanın neler çektiğini gördüğümü söyleyebilirim. Benzeri başına gelmeyen kimsenin faytoncuları yargılamaması, onlara sıfatlar yakıştırmaması gerektiğini kalbimin en derinlerinde hissederek söyleyebilirim. Yol uzundu, çok sayıda insan ile belli etepları beraber yürüdüm. Başından beri yanayana durduğum yoldaşlarımı eski tulumbacılık tabiri ile omuzdaşım bildiğimi söylememe izin verin. Onlar ile başka mevzularda başka başka düşünüyor ve hissediyor olmaklığımızın münasebetimize kılçık kadar hükmü olmadığını zevkle söylüyorum. Bir grup değişik siyasȋ ve kültürel geçmişten gelen insanın dava arkadaşlığının şâyan-ı takdir olduğunu görüyorum. Bir müddet yan yana durup sonra yollarımızın ayrıldığı ahbabın bir kısmı ile muhabbetimiz sürüyor. Sadece hâl çaresi olarak başka tercihlerimizin varlığını farketmiş bulunuyoruz. Diğerlerine de selâmet diliyorum.

 

Kendi hesabıma içerisi atlarla dolu bir hayatı yaşamaya devam ediyorum ve dostlarımın zaman içerisinde birer atçıya dönüşmesini hayret, hayranlık, şükran ve zevkle izliyorum.

 

Atlı hayatlarda buluşabilmek ümidi ile, hoşça kalın…

19 Aralık 2019, Hak İhlalleri İle Adalar’ın Atlarının Öldüğü, Meçhule Gittiği ve Hukukun Yok Sayıldığı Gündür

Yanlış Uygulamaların Çözümü, Atları Ortadan Kaldırmak mıdır?