Siz Niye Oturuyorsunuz?

Haziran 2017’de İstanbul’un kedilerinin anlatıldığı “Kedi” filmini izlediğimde hepsinin ayrı ayrı hikâyesi olan bu İstanbul kedileri önünde ve kedilere “pist” demeyen İstanbullular karşısında saygıyla eğildim.
Kedilerin yaşadıkları mahalleye ve mahalleliye olan hakimiyetleri, avcılık özelliklerini kaybetmemeleri, kendilerini istedikleri zaman ve istedikleri ölçüde sevdirmeleri, yavruları mevzu bahis olduğunda kaplan kesilmeleri, yavrularını büyüttükten sonra tamamen kendi alanlarına dönmeleri, bakışları ve beden dilleri ile her dertlerini dile getirmeleri, güvenli bir ortamda olduklarını düşündüklerinde sevimli ve pofidik, güvensiz bir ortamda olduklarını düşündükleri zaman ise p(i)sikopat bir canlıya dönüşmeleri, bir yandan son derece gamsız bir yandan da paranoya derecesinde tedirgin bir yapıya sahip olmaları, kurnazlık ve kıvraklıkları ile hayatta kalmayı başarmaları onların en bilinen özellikleri.
Kısacası, kediler kendi hayatlarının “patronları”…
****
Yapımcılığını ve yönetmenliğini Cem Hakverdi’nin yaptığı “Köpek Filmi”ni izlerken ise köpeklerin hikâyeleri karşısında çaresiz buldum kendimi.

Doğal hayatın bir parçası olan köpekler de insan zulmü karşısında ne kadar çaresizler.
Vurulmuş, dövülmüş, işkence edilmiş, tecavüze uğramış, bir oyuncakmış gibi alınmış ama büyüyüp de bakım maliyeti artınca sokağa bırakılmış ve sokaklarda yaşamaya çalışan binlerce köpeğin öyküsü bu.
Hani o, görmezden ve duymazdan geldiğimiz hikâyelerden biri….
Köpekler, toplanıp toplanıp atıldıkları yerlerde açlık ve susuzlukla baş başa kalıyor, yemek bulmak için en yakın yerleşim yerlerine gidiyorlar.
Hayvanların açlıkla baş başa kalmasına gönlü razı olmayan bir avuç insan biçare hayvanlara düzenli olarak yemek taşıyıp, bakımlarını yapıyorlar.
Kendilerini bu hayvanların bakımına adayan insanlar sayesinde bir kısım köpek hayatta kalmayı başarıyor.

Mesela; haftanın her günü günde 2500–3000 ekmek satın alan Ünal Nafiz Hekim’in kurduğu “Ölü Adam Sahipsiz Köpek Aşevi”nde sokak hayvanları için günde 1.5 ton etli yada tavuklu yemek pişiyor. Bir o kadar da çiğ şekilde farklı şehirlere gönderiliyor.
Köpekler kendilerine yemek getiren aracın kornasını duyduklarında delice bir koşu tutturuyorlar aracın arkasından. Yemek kaplarının araçtan indirilişini sabırsızlıkla bekliyorlar.
Çünkü açlar…

Beethoven, Lasssie, K9 Max, Sébastien, Şanslı Fluke, Hachiko, 101 Dalmaçyalı gibi köpekleri anlatan filmlerden farklı, sokak köpeklerinin dramını anlatan bir film bu.
Pek eğlenceli ve pek duygusal değil açıkçası.
Tam da olması gerektiği gibi, yalın ve net…
****
Nilüfer Belediyesi Konak Kültürevi’nde gösterilen belgesel filmin ardından salondan ayrılmadım ve Cem Hakverdi ile hayvan hakları aktivisti Filiz Mungan’ın film üzerine ettikleri sohbeti de izledim.
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü Öğretim Görevlisi olan Cem Hakverdi, bu film ile toplumda farkındalık yaratmayı amaçladıklarını söyledi.
“Köpek Filmi”nin Türkiye’deki ilk gösterimi 12 Nisan 2019’da 38. İstanbul Film Festivali kapsamında Pera Müzesi’nde yapılmış. Çekimleri iki yıl boyunca İstanbul, Ankara, Nevşehir, Mardin, Antalya, İzmir ve Kars’ta gerçekleştirilen “Köpek Filmi”, festival yolculuğuna 38. İstanbul Film Festivali’nin ardından 14 Nisan 2019’da ’42. International Wildlife Film Festival’de devam etmiş.
Şimdilerde film “Başka Sinema” ile yurt sathında ve BluTV üzerinden izlenebiliyor.

Cem Hakverdi – Filiz Mungan

Cem Hakverdi ve Filiz Mungan sohbetinden kısa kısa
* “Yurt dışında sokakta yaşayan hayvanlar toplanıp bakımları yapılarak 1 ay süreyle barınakta bekletiliyor. Bu 1 ay içinde hayvanları sahiplenen kimse olmazsa bu hayvanlar uyutuluyor. Uyutuluyor dediğimiz de, bildiğiniz öldürülüyor. Toplama işi bizdekine benzese de, yurt dışında sokak hayvanı sahiplenme oranı bizden daha yüksek.”
* “Köpek ile tanışmam anneannem ile oldu.”
* “Uzun yıllar mahallemizde yaşayan bir köpek bir anda ortadan kayboldu.”
* “Hayvanlara yapılan eziyetlerin artması ile bu meselenin bir şekilde anlatılması gerektiğini düşündüm.”
* “İnsan eziyeti neyse hayvan eziyeti de o. Mesele “can” meselesi.”
* “Filmin afişinde yer alan Zeytin, Kara ve Maske isimli köpekler filmde olmasalar da, hikâyesi olan köpekler.”

* “Hayvanlar yasa karşısında hâlâ “mal” konumunda.”
* “Kanunlar ve eğitim önemli. Lakin sadece kanun çıkmasıyla bir şeylerin normalleşmesini beklemek düş kırıklığı olabilir.”
* “Hayvanlarla Yaşam konusunu kendi içlerine sindirmiş kişilerin yetişip karar verici konumuna gelmelerini bekliyoruz.”
* “Halk, 1910 yılında İstanbul sokaklarından toplanarak Hayırsız Ada’ya atılan, açlık ile baş başa kalarak birbirlerini yiyen, uluyuşları İstanbul sahillerinden dahi duyulan 80 bin köpeğin ahının İstanbul halkını tuttuğunu, İstanbul’un deprem ve savaş mağlubiyeti ile cezalandırıldığını düşünür.”
* “İnsanlar köpeklerle yaşarken köpeğin kendisine olan faydasına bakar. Genelde bu ilişkide sevgi ikinci planda kalıyor.”
* “Avrupa’da sokaklarda sokak köpeği sorunu(!), sokaktaki köpeklerden soykırım usulü ile kurtulunmuş olmasıyla çözülmüş.”
* “Hayvanları toplama ve uzaklaştırma konusu belediyelere bakım ve tedaviden daha büyük bir yük getiriyor.”
* “Barınaklar belediyelerin “geçici” hizmet birimleri. Oralar açık hava hapishanesi ya da toplama merkezi gibi.”
* “Bir yerlere bırakılan köpekler birdenbire ortadan kaybolabiliyor. Kimse ‘Buradaki hayvanlar nerede?’ sorusuna cevap vermiyor.”
* “Bu mesele insanların vicdanına kalmış bir mesele.”
* “Hayvan hakları savunucuları ekseriyetle kadın.”
* “Film beklediğimi karşılamadı. Daha fazla kişiye ulaşmak için bu kadar şahsi uğraş vermek yorucu. Daha çok kişiye ulaşmak konusunda hiçbir zaman tatmin olmayacağım.”
* “İyiler daha fazla ve iyiler kazanacak.”
* “Yerinden edilme meselesi herkes için (ağaç, insan, kedi, köpek) çok can sıkıcı.”
* “Hayvanlarla ilgili çalışmalar yapan derneklere üye olmak çok kıymetli.”
* “Köpek filmi görme engelliler tarafından da izlenebiliyor.”
* “Filmin ticari bir beklentisi yok. Filmin ticari bir girdisi olursa da ulaşıma ve reklama gidecek.”
* “Filmden para kazanmak isterim. Çünkü eğer filmden para kazanırsam yeni filmleri daha kolay yapabilirim.”
* “Sosyal Medya farkındalığımızı arttırdı.”
* “Her şeye inanmamak ve sorgulamak lâzım.”
****
Yazıya kedi ile başlamıştık.
Kedi ve köpek ikisi de en bilinen evcil hayvanlar.
Kediler havlamadığı için insanlar kedilerden pek rahatsız olmuyor.
Şehir hayatında kediler bir yere sığışıyor ama köpekler hiçbir yere sığdırılamıyor.
Köpekler büyükler, iriler, çete oluşturuyorlar, hızlı ve çoklu üreyip insanları ürkütüyorlar.
Üstelik artık şehir hayatında köpeğe ihtiyaç da yok.
Köpekler o kadar çoklar ki, aralarından birkaçını işkence ile öldürmek, tecavüz etmek, ezerek ya da döverek sakat bırakmak ba(Ğ)zı insanlara göre çok da önemli değil.
Nasılsa sokaklarda binlercesi var.
Üstelik yasaların da bu konuda pek bir yaptırımı yok.
Çünkü hayvanlar henüz “can” konumunda değil, “mal” konumunda.
Çünkü hayvanlar yasa karşısında “Can” konumuna geçerse, denizdeki balıklar, kümesteki tavuklar ve ağıldaki danaların boğazlanıp sofraya getirilmesi de cinayet sayılacak.

Ansiklopedik bilgide köpek; “Köpekgiller familyasına mensup, görünüş ve büyüklükleri farklı 400’den fazla ırkı olan, etçil, memeli bir hayvan. Boz kurdun alt türlerinden biri olan köpek, tilki ve çakallarla da akrabadır.” yazar.
Kurt, çakal, tilki ve yaban köpekleri doğada yaşamaya devam ederler. Evcilleşen köpekler ise yüzyıllardır insana hizmet etmişler. Şehir insanın ise köpekle işi bitmiş ve köpeği ne yapacağını şaşırmış durumda.
Köylerdeki halleri nasıl derseniz, köpekler köylerde hâlâ bekçilik görevini yerine getiriyorlar. Ancak bunun karşılığı olarak kuru bir ekmek parçası ve 3 metrelik zincirle belirlenmiş özgürlük alanı ile ödüllendiriliyorlar.
Köpeğini traktörünün arkasına bağlayarak hareket eden, hayvanın aracın hızına yetişemeyip sürüklenmeye başladığını fark etmeyen, etse de önemsemeyen insanlar var.
Bir de kedinin köpeğin canını kendi canı imiş gibi koruyanlar var.

Bir lokma ekmeğe ve başlarını okşayan bir ele muhtaç bu hayvanların daha fazla ürememelerini sağlamak, sahipsiz hayvanları sahiplenmek, yaz eğlencesi olarak alınan hayvanı yaz bitince ortada bırakmamak, binlerce liralar dökülüp cins hayvanlar satın alınacağına barınaklardan hayvan almak, elde gezdirilen hayvanı “sosyal statü” göstergesi olarak görmeyi bir kenara bırakmak, hayvanların da insanlar gibi organları olduğunu, acıyı da sevgiyi de üzüntüyü de hissettiklerini, insanlar gibi konuşamadıklarını ama konuşan insanlardan daha iyi anlaştıklarını anlamak lazım artık.
Ve çocukları hayvan sevgisiyle büyütmek lâzım…

Bir öneri:
Hayvan sahiplerinin hayvanlarını sigortalı yaptırmaları da gündeme gelmeli artık. Hayvan sahipleri hayvanlarının bakımı için hayvan hastanelerindeki sigortalı sistemden yararlanabilmeli.

Bir öneri daha:
Lokantalarda, evlerde ve kurumlarda çöpe giden o kadar çok yemek var ki, bu artıkların çöpe gideceğine bir canlının midesine gitmesi çok mu zor? Basit bir organizasyon ile artık yemekler toplanıp sokak hayvanlarına verilebilir ya da sokak hayvanları besleyenler ile iletişim kurulup onların gelip alması sağlanabilir. Evlerde de buzlukta saklanıp belirli aralıklarla sokak hayvanları ile paylaşılabilir.

Bu arada;
“Hep hayvanseverler ayağa kalkıyor diyorlar, peki ya siz niye oturuyorsunuz?” demiş hayvansever derneklerinin başkanlarından birisi. Ne güzel demiş.
Bilmiyor musunuz ki hayvana eziyet edebilen bir şahıs tüm canlılara ayrımsız eziyet edebiliyor.
O yüzden bizim burada konuştuğumuz mesele kadın, erkek, çocuk, hayvan, çevre meselesi değil, “yaşam hakkı” meselesi.
Birimizin değil, hepimizin meselesi…

Astrolog Ginger’dan Kasım 2019 Burç Yorumları

Rusya’da Kedi, Köpek ve İnsanları Yiyen Cani Yakalandı