in

Meclis, Hayvan Hakları Konusunda Birlik Oldu

TBMM Genel Kurulu’nda, hayvan haklarını araştırmak üzere kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı rapor görüşüldü. Siyasi parti temsilcileri hayvan haklarının korunması ve düzenlenecek kanun ile ilgili ilk kez uyumlu bir çalışma gerçekleştirildiğini, kanunu çıkarmak için yapılabilecek ve sağlanabilecek en geniş konsensüsün oluştuğunu belirttiler.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç Başkanlığı’nda toplandı. Genel Kurul’da, 5 siyasi partinin ortak önergeleri ile kurulan, Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporu görüşüldü.

Rapor üzerine; İYİ PARTİ Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı,  Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu, Halkların Demokratik Partisi Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Adalet ve Kalkınma Partisi Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü, Kars Milletvekili Yunus Kılıç  söz aldı.

Görüşmede sözü ilk olarak İYİ PARTİ Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı aldı.

Komisyonda parti gözetmeksizin aynı fikirde birleşildiğinin üstüne basan Sıdalı kanun teklifinin de aynı birlikte hazırlaması gerektiğini söyledi.

İYİ PARTİ Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı’nın konuşmasının bir bölümü şu şekilde:

Komisyon sürecinde alanında uzman yüzlerce kişiyi dinledik. Bu görüşmelerin sonucunda, hayvanlarla ilgili çok geniş kapsamlı ve kronik sorunların olduğunu hep beraber gördük. Aslında, bu konuda hepimizin ne kadar bilgisiz olduğunu, birçok noktayı göremediğimizi de tespit ettik.

  • Biz, öncelikle hayvanları “eşya, mal” olarak tanımlamaktan çıkarıp onların yaşayan, duyguları, hisleri olan canlılar olduğu konusunda mutabakat sağladık.
  • Uzmanlaşmış kadrolar konusunu ciddi bir şekilde önemsiyoruz. Örneğin, devlet kurumlarında istihdam edilen veterinerlerin ihtisas alanlarının olması daha sağlıklı hizmet verilmesini sağlayacaktır. Hayvan bakımevinde çalışan veteriner ile mezbahada çalışan veterinerin uzmanlık alanlarının farklı olması gerekmekte.
  • Bunun yanı sıra, eleştirilen bir diğer konuysa belediyelerin hayvanlarla ilgili birimlerinin “sürgün merkezi” olarak adlandırılmasıdır. Doğru yerde doğru kadroların konumlanması durumunda işini severek yapan personel hiçbir sorun yaşamayacak, oradaki hayvanlarsa daha fazla refah içerisinde olacaktır. Şu an için hiçbir fonksiyonu, aktif denetim görevi bulunmayan il hayvanları koruma kurullarının aktif hâle getirilmesi, kurulun toplanma sıklığı ve mevcut kurul üyeleri yeniden düzenlenmelidir. Çünkü bu kurulun varlığı özellikle  yerel yönetimlerin ulaşamadığı taşra bölgeleri için ciddi bir önem taşımaktadır.
  • Hayvanları, artık, hevesimizi aldıktan sonra bir köşeye bırakabileceğimiz eşyalar gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Bunun için ciddi ve caydırıcı cezai yaptırımlara ihtiyaç var. Örneğin bu eylemi gerçekleştiren kişilere yüksek miktarda para cezası verilmesi yanı sıra, bir daha hayvan sahiplenmekten men edilmesi yerinde bir yaptırım olacaktır. Mevcut yasalarda hayvanlara karşı işlenen suçlardaki cezalar caydırıcı değildir ve çoğu suç kabahat kabul edilerek idari para cezasıyla geçiştirilmektedir. Bu tarz canice işlemleri gerçekleştirenler muhakkak ki hapis cezasıyla yargılanmalıdır.  aydırıcı çözümler getirmek zorundayız ve bu çözümlerde sahipli, sahipsiz hayvan ayrımı yapmadan hareket etmeliyiz.
  • Değerli milletvekilleri, aslında bizim kanun değişiklinden öte bir zihniyet değişikliğine gitmemiz gerekiyor. Her canlının yaşam hakkına saygı duyabilme ve koruyabilme bilincini yediden yetmişe herkese aşıladığımız takdirde bu konuda başarılı olmuş olacağız ve komisyon çalışmaları işte o zaman amacına ulaşmış olacak.
  • Hayvan sevgisi ve hayvanlarla birlikte yaşamak, mevcut sistem içerisindeki hayvanat bahçeleri, yunus parkları, sirkler ve benzeri gösteri merkezlerinde hayvanları doğal ortamlarından koparıp esaret altında tutmak demek değildir. Ülkemizin imzalamış olduğu uluslararası anlaşmaların birçok maddesini de çiğneyen ve teknik olarak yasalara aykırılık teşkil eden bu tür merkezlere ruhsat verilmemelidir.
  • Ülke gündeminde büyük yer tutan bir diğer konu ise fayton kullanımıdır. Bu konu ciddi bir şekilde ele alınarak hayvan refahına yönelik kalıcı çözümleri rapora uygun olarak kanunlaştırmalıyız.

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu‘nun konuşmasından satır başlıkları şöyle;

  • Değerli milletvekilleri, bizim hayvan hakları meselesine bakışımızı Türk kültürü ve İslam ahlakının yaklaşımı çerçevelemektedir. Bütün doğa gibi, hayvanlar da yeryüzünde insanın yararlanması için ve ona emanettir. Can sahibi her varlık ayrıca azizdir. Kaldı ki kadim anlayışımızda suyun, dağın, ağacın bile bir canı, ruhu olduğu kabul edilmiştir. İnsan, hayvan, çevre arasında sıkı bir ilişki söz konusudur.
  • Bugün dünyanın her yerinde nesli tükenme tehlikesi altında olan birçok hayvan ve eziyete uğrayan birçok canlı mevcuttur. Bunun en son örneği açık ve net olarak Avustralya’da kendini göstermiştir. Söylemde hayvansever olan dünya Avustralya’daki deve katliamına sessiz kalmaktadır. Sebep her ne olursa olsun, bu katliamı şiddetle kınıyorum. Orada öldürülen develer rahatlıkla bölgeden tahliye edilebilirdi.
  • Hayvanların korunması için kanunlar oluşturmanın yanında emniyet birimleri içerisinde bir birim oluşturulması gerekmektedir. Ve bu birim sadece koruma amacıyla oluşturulmamalı aynı zamanda kurtarma ve acil tıbbi müdahaleyi de yapabilecek bir birim olmalıdır. Ayrıca hayvan saldırılarına da müdahale edebilecek yeterlilikte olmalıdır. Bu birim oluşturulurken veteriner hekimlerden ve biyologlardan istifade edilmeli ve bu meslek gruplarına da istihdam alanı oluşturulmalıdır. Ayrıca, bu birimin sadece evcil hayvanları değil, vahşi hayatı da denetim altına alması sağlanmalıdır.
  • Tüm bunların yanında, hayvan ve doğa sevgisinin çocuklarımıza aşılanması gerekmektedir. Bu durumu da gerçekleştirecek olan birim ise Millî Eğitim Bakanlığıdır fakat ders müfredatlarına baktığımızda biyoloji ders saatlerinin azaltıldığı net olarak görülmektedir. Biyoloji ders saatlerinin artırılması ve müfredatın yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Halkların Demokratik Partisi Mersin Milletvekili Rıdvan Turan‘ın konuşmasından kesitler şöyle;

  • Yasalar önemli ama yasalardan daha önemlisi galiba zihniyetler. Bizim hayvanları koruma noktasında sağlam ve köklü bir zihniyet değişikliğine ihtiyacımız var. Aslında temel mesele şu: Biz insan olarak kendimizi bu ekosistemde, bu dünyada nerede konumlandırıyoruz? Eğer diğer canlıların de en az bizim kadar eşit yaşama hakkına sahip oldukları kanısında değilsek, eğer insan merkezli bir dünya tasavvuruna sahipsek, eğer her şeyin bizim için olduğunu ve her şey üzerinde sonsuz tasarruf hakkına sahip olduğumuzu düşünürsek değerli vekiller, hayvan hakları ilanihaye karşılanamaz, hayvan haklarına ilişkin yasal düzenlemeler yapılsa da zihniyet değişikliği söz konusu olmaz ama eğer insan dışındaki bütün canlıları da bizimle eşit yaşama hakkına sahip canlılar gibi görürsek yani aslında demokratik bir ilişki tesis edersek işte o zaman hayvan haklarını tanımak ve hayvan hakları noktasında ivedi adımlar atmak mümkün olur.
  • Egolojik toplum, kibirdir, her şeyin üstünde kendini görmektir, diğerlerinin hak ve hukukunu nazarıitibara almamak demektir. Oysa insan niye bu kadar kibirli, niye egolarına bu kadar bağlı? Size bir şey söyleyeyim: Yüzde 16 oranında lahanaya benzediğinizi genetik olarak biliyor musunuz? Yüzde 98 oranında da şempanzeye benziyorsunuz arkadaşlar.
  • Develerden bahsedildi. E kardeşim, muhtemelen ormanı yakan develer değildir değil mi? Ekolojik krizin sebebi de develer değil ama her zaman olduğu gibi, insanın, özellikle kâr hırsına sahip olan insanın doğayı getirdiği yerin ceremesini ne yazık ki hayvanlar çekiyor. “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.” derler. Gerçekten, doğa üzerindeki bu tasallut, sistemin doğa üzerindeki bu tasallutu hayvanların büyük kitleler hâlinde yok olmasına sebep oluyor. Kendi ülkemiz üzerine bile konuşsak 60’larda, 70’lerde var olan pek çok endemik türün neslinin artık ne yazık ki tükendiğini söyleyebiliriz.
  •  Hayvanların yaşam hakları mutlaka ve mutlaka Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın teminatı altına alınmak zorundadır. Anayasa’da hayvan tanımı yapılmalıdır, Anayasa’ya “Devlet doğal hayatı ve hayvanların yaşam haklarını korumakla mükelleftir.” diye bir madde eklenmelidir. Bu çerçevede zaten hayvan hakları kanunu çıkartılacak, buradaki tartışmalar yasaya dercolacak. Bunun olumlu bir gidişat olduğunu düşünüyorum.
  • Mevzuatta sahipli/sahipsiz hayvan ayrımı kaldırılmalıdır. Sahipli hayvanlar kadar sahipsiz hayvanların da hakkı hukuku vardır. Ayrıyeten, çiftlik hayvanı, şehir hayvanı, yaban hayvanı gibi oluşturulmuş olan kategorik farklılıklara şehirde bizimle birlikte yaşayan yaban hayvanları kategorisinin de eklenmesi gerekir. Ama şurası çok önemli: TCK’de mutlaka “hayvanlara karşı işlenen suçlar” bölümü yer almalıdır.
  • Mobil kısırlaştırma merkezleri yasaklanmalıdır. Yine “yasaklı ve tehlikeli ırklar” söylemi koruma kapsamına aykırıdır ve tümden kaldırılmalıdır. Yasaklı ve tehlikeli ırk yoktur, yasaklı ve tehlikeli insanlar vardır. İnsanlar, hayvanları kötü koşullarda yaşatmak suretiyle onlara “yasaklı ve tehlikeli ırk” yaftasını yapıştırmaktadır. Ruh hastası olan aslında onların sahibidir, bu sebeple rehabilite edilmesi gereken de onlardır.
  • Hobi olarak yaban hayvanı bulundurmak yasaklanmalıdır. Av ve avcılık turizmi yasaklanmalıdır. Değerli arkadaşlar, buradan kazanacağımız para, para değil gerçekten. Bakın, endemik türler yok oluyor. Her sene yayımlanan sirkülerde “Şu hayvanın, bu hayvanın avı serbesttir.” deniyor. Şimdi de trekking yapıyoruz, o hayvanlar dahi artık görülmemeye başladı. Çok kısa süre sonra çocuklar ancak bunların resmini görecekler.
  • Yine, hayvan dövüşlerinin yasaklanması, hayvan güreşlerinin yasaklanması gerekli. Canlı hayvan ticaretinin yasaklanması gerekli değerli arkadaşlar, canlı hayvan ticaretinin.
  • Gümrüklerde el konulan hayvanlar için özel koruma tedbirleri oluşturulmalı.
  • Yine, kürk satışı ve kürk üretimi yasaklanmalı. Kürk giymesin kimse. Hiç kimse bir diğerinin derisini kendisine elbise olarak giymek zorunda değil; böyle bir zorunluluğu, böyle bir yükümlülüğü yok. Giymeyin kardeşim!
  • Çocuklara doğa ve hayvan sevgisini aşılayacak eğitimler yapılmalıdır. Bir yasa teklifi verdik. İlk ve ortaöğretime tarım tersinin konulması noktasında zorunlu dersler eklenmelidir. İl hayvanları koruma kurulları görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. Şu havai fişek faciasına artık son verilmeli. Düğünlerde, kutlamalarda atılan havai fişeklerle binlerce kuş ölüyor arkadaşlar. Bunun yasaklanması lazım.
  • Yaban hayvanlarının yaşam ortamlarının işgal edilmesi zorunlu göçe tabi tutulması demektir. Burada çok önemli şeyler var. Bakın, mesela, taslak raporda Kumburgaz’daki hayvanlar için 500 dekarlık bir gölet oluşturulmasından bahsediliyor. Arkadaşlar, yaptığınız üçüncü havalimanıyla orada binlerce dekarlık gölü yok ettiniz, şimdi yeniden “Göl yapalım.” diyorsunuz. On iki bin yıllık bir gölü, ki hayvanların da faydalandığı bir gölü yok ettiniz. Kaz Dağları’ndaki orman katliamı ortada. Ağaç dikmekle orman yapılmaz; orman ekolojik bir  bütündür, börtüsü böceği, kurbağası tavşanı, kurdu tosbağasıyla beraber ekolojik bir bütündür. Orman, ağaçların toplamından çok daha fazla bir şeydir.
  • 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uygulanmadığı ve kanunda eksik maddeler olduğu için, bunun tekrar bir düzenlenmesi lazım; yönetmelikler uygulanmıyor, bunun düzenlenmesi lazım. Bir de tabii, çıkarılan yönetmeliklerde bir tuhaflık var, bir ciddiyet sorunu var. Dün biz kısmen bunu tartıştık Tarım Komisyonunda. Şimdi, hayvanların kimliklendirilmesine ilişkin bir yönetmelik var, yönetmeliğin başlığı şu: “Köpek, Kedi ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesine İlişkin Yönetmelik” Ben hayatımda kimlikli bir gelincik tanımadım, gelinciğin ne olduğunu biliyorum. Sonradan Bakanlığa sorduk, “Vallahi, biz de bilmiyoruz. Avrupa’dan bize ne geldiyse, biz onu çevirdik.” dediler. Arkadaşlar, gelincik vahşi bir hayvan, biliniyor. Acaba, bir çeviri hatası mı var dedim, İngilizce metne baktım, “ferrets” İngilizcesi. “Ferrets” “dağ gelinciği” diye çevrilmiş; gelinciğe çok benzeyen bir hayvan olmakla birlikte kokarca ve porsukla akrabalığı olan bir başka hayvan. Bu hayvanın Türkiye’de alınması, satılması yasak. Türkiye’de üretilmeyen ve alınması, satılması yasak olan bir hayvan için, gelinciklerin kimliklendirilmesine ilişkin biz bir yönetmelik çıkarmışız. Biraz daha ciddiyete ihtiyaç olduğu kanısındayım değerli arkadaşlar. Bu mesele, gelinciklerin kimliklendirilmesi konusu koskoca Bakanlıkta, o kadar bürokratın olduğu, mevzuyu bilen o kadar insanın olduğu yerde hiç kimsenin dikkatini çekmedi mi Allah aşkına ya? Bir kişi çıkıp da “Ya, bu gelincikleri biz niye kimlik sahibi yapıyoruz? Gelinciklere çip mi takacağız?” diye hiç kimse sormadı mı? Komik bir durum gerçekten ya! Anlaşılması gerçekten son derece zor.

Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın konuşmasından satır başlıkları şöyle;

  • 24 Haziran seçimleri öncesinde AK PARTİ Genel Başkanı “27’nci Dönemin ilk kanunu olacak.” demişti, söz vermişti. Seçime giren tüm siyasi parti liderleri ve illerimizdeki milletvekili adaylarımızın neredeyse tamamı bu taahhütnameye imza atmıştı. 27’nci Dönemde bir buçuk yılı aşkın zaman geçti, hâlâ bu konuda bir kanun teklifi yok elimizde.
  •  Hayvanlar bir eşya değildir. Bu coğrafyayı ve mekânları birlikte paylaştığımız bizim canlı dostlarımızdır hayvanlar. Avustralya yangınını hatırlıyorsunuz değil mi? Oradaki resimlere bakın, bir hayvanla bir insanın o iklim krizinin sonucu oluşan yangında nasıl birbirine sarıldığını ve bir kaygıyı, bir paniği, bir kurtarma ve birlikte olma mücadelesini nasıl birbirine sarılarak ortaya döktüler? İşte biz diyoruz ki: Hayvanlar bizim bu yaşamı birlikte paylaştığımız diğer canlılar gibi bu ekolojik sistemde, bu yaşam alanlarında birlikte yan yana olabileceğimiz ve yaşayabileceğimiz canlı varlıklardır. İşte bu nedenle bu kanunun adının hayvan hakları kanunu olarak değişmesi oldukça önemli ve bize göre de aslında bir zihniyetin tamamen ortadan kaldırılması; bir eşya bağlamından çıkartıp bir canlı bağlamına girmesiydi.

 

  •  Hayvanlar bir eşya değildir. Bu coğrafyayı ve mekânları birlikte paylaştığımız bizim canlı dostlarımızdır hayvanlar. Hayvanlar bizim bu yaşamı birlikte paylaştığımız diğer canlılar gibi bu ekolojik sistemde, bu yaşam alanlarında birlikte yan yana olabileceğimiz ve yaşayabileceğimiz canlı varlıklardır. İşte bu nedenle bu kanunun adının hayvan hakları kanunu olarak değişmesi oldukça önemli ve bize göre de aslında bir zihniyetin tamamen ortadan kaldırılması; bir eşya bağlamından çıkartıp bir canlı bağlamına girmesiydi.

 

  • Evet, hayvan dostlarımız başka neler istiyordu, hayvanseverlerimiz bizlerden başka neler talep ediyordu? Özellikle belediyede çalışanların ve il özel idaresine bağlı olarak çalışanların, hayvan bakımevlerinin ve bakım merkezlerinin yetkililerinin hayvan hakkı ihlallerinde bir sorumluluk, cezai bir yaptırım uygulanmasını bizden talep ediyorlardı. Ve biz de bütün Komisyon olarak dedik ki: 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14’üncü maddesine belediyenin görevlerini sayarken işte hayvan bakımevlerinin kurulmasını ve hayvan hakları mücadelesinde etkin mücadele anlayışının benimsenmesini bir görev olarak tanımlayalım. Görev olarak tanımlarsak görevini yerine getirmeyen yetkililer hakkında da Türk Ceza Kanunu’na göre görevi ihmal suçunun unsurları oluşacaktır dedik. Peki, başka ne dedik? Sadece büyükşehir belediyelerimiz bütün il sınırlarından sorumlu ama büyükşehir olmayan belediyelerimiz kendi ilçelerinden. O zaman il özel idarelerini de tıpkı büyükşehirlerdeki gibi bu yaptırım kapsamına, bu düzenleme kapsamına hep birlikte alalım dedik.

 

  •  En önemli hususlardan birisi de hayvanların bir canlı olduğunu kabul ederek hayvanlara karşı bir nesli yok etme, hayvan öldürme, hayvana acımasızca, zalimce eylemlerde bulunma, hayvanların cinsel istismarı ve hayvan dövüştürme suçlarını Türk Ceza Kanunu’nda düzenleyelim ve özellikle de paraya çevrilemeyen, ertelemeyen bir cezai süre koyalım ve bu kapsamda da caydırıcılık ve hayvan dostlarımızın yaşamlarına ve istismarlarına, şiddetine artık bir dur diyelim istedik. Sadece hayvan dostlarımıza yönelik bu suçları cezalandırmak bir tek onlar için değil, aynı zamanda bizler için de önemli bir husustu ve kamuoyunda küçük yaştaki çocuklara cinsel istismarda bulunanların geçmişine bakıldığında genellikle bir hayvana cinsel istismarda bulunduğu ya da şiddet uygulayanların geçmişine bakıldığında da yine bir hayvana şiddet uygulandığını gördük.

 

  •  Ben, buradan faytonlarla ilgili, özellikle Adalar’daki faytonlarla ilgili bir müjdeyi de sizlerle paylaşmak isterim. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’yla yaptığımız görüşmede İstanbul Valiliği ve Büyükşehir Belediye Başkanımız ortaklaşa Adalar’daki faytonların tamamen kaldırılması, faytonlara sunulan atların büyükşehir belediyesi tarafından satın alınması konusunda bir görüş birliğine varılmış ve bu atların da Tarım ve Orman Bakanlığına ait bir alanda rehabilite edilmesi ve orada bakılması, gözetilmesi, yaşamlarının kalanına orada devam ettirilmesi konusunda da çalışmaların mart sonunda tamamlanacağı bize ifade edildi.  Hatta bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Plan ve Bütçe Komisyonunda bu atların Büyükşehir Belediyemizce satın alınmasına ilişkin de görüşmeler bugün itibarıyla yapılıyor. Oradan çıkacak bir “evet” kararıyla Adalar’daki ve diğer faytonlara koşulan atlarımızın da aslında, bu anlamda sorunları büyük ölçüde ve tamamen çözülmüş olacak. Mart ayı sonu itibarıyla artık faytonlarla insan taşınmayacak, elektrikli araçların temini yoluna gidilecek. Faytoncuların da sorunları giderilecek ve onlara da Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkacak bir kabul kararıyla gereken maddi destekler, maddi ödemeler de hayata geçirilecek. Bugüne kadar insanları taşımak, yük taşımak için kullanılan -gerçekten Komisyon gittiğinde, çok olumsuz şartlarda gördüğümüz- atlarımızın da artık bu eziyetten kurtulmaları sağlanmış olacak.

Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz‘ın konuşmasından kesitler şöyle;

  •  Öncelikle ülkemizdeki sahipli-sahipsiz hayvanların sayımının coğrafi dağılımını da tespit ederek 1 Temmuz 2020 tarihine kadar yapılmasıdır. Ardından yılda 500 bin sahipsiz hayvanın kısırlaştırılması ve başlatılacak beş yıllık bir kısırlaştırma seferberliğiyle birlikte de bu sorunu tümüyle çözmeyi öneriyoruz. Sahipli ve sahipsiz hayvanların kimliklendirilmesi ve takibinin yapılması çok önemli. Kısırlaştırma yapacak olan veterinerlerin, görevlilerin eğitim alması, sayılarının artırılması ve bütçe olarak güçlendirilmeleri ve tıbbi cihazlarla da desteklenmeleri bu kısırlaştırma seferberliğinin gerçekten hayata geçip sonuç vermesi için çok önemli çünkü bu beş yıllık programın içinde herhangi bir sıkıntı ve akamet oluştuğu anda, bir kısır döngü şeklinde harcanan para da boşa gidecek, kaybedilen zaman da boşa gitmiş olacak.
  • Hayvan reform fonu kurulmasını, hayvan kolluğu kurulmasını öneriyoruz. En önemli maddelerden bir tanesi, hayvana eziyeti Kabahatler Kanunu’na göre değil, TCK’ya göre hapis cezasıyla cezalandırmak istiyoruz. Bu hapis cezasının ertelenemez, para cezasına çevrilemez ve adli sicile işlenecek şekilde kanunun düzenlenmesini istiyoruz.
  • Hayvanlı kara sirklerinin yasaklanmasını istiyoruz. Bu kibirli havai fişek kullanım alışkanlığına sınırlandırılma getirilmesini istiyoruz. Kürk hayvanı üretimi ve ithalatının Komisyonca yasaklanmasını istiyoruz. Deniz memelileri ve hayvanları gösteri ve terapi merkezlerinin biz Komisyon olarak iki yıllık bir sürecin içinde kapatılmasını talep etmiştik, ben ek görüş bildirmiştim, bunun en geç 2020 yılının 11’nci ayında kapatılmasını talep ediyoruz.
  • Bu yunus ve deniz memelerinin bulunduğu gösteri amaçlı parklarda 75 yunus, 51 fok var, 9 tane böyle park var. Bu 9 park da belirli bir siyasi görüşe sahip olan, tek bir kişiye ait olan bir şirketler grubuna aittir.
  • 9 Kasım 2019’da kısacık ömrünü, tüm canlıların iyiliğine adamış Sevgili Burak Özgüner‘i kaybettik. Hayvan Hakları Yasası’nın çıkarılması konusunda uzun yıllar mücadele veren, Komisyonumuzun çalışmalarına ve bu raporun hazırlanmasına destek olan hayvan hakları savunucusu, iyi kalpli, sevgi dolu, örnek insan Burak Özgüner’i sevgiyle ve dostlukla anıyorum.Milletvekillerimize de sesleniyorum, diyorum ki: Değerli milletvekilleri, gelin hayvan hakları kanununu Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonunun raporu doğrultusunda çıkaralım; içini, altını boşaltmayalım, bir hayvan dostumuz daha eziyet çekmeden hep birlikte dünyanın bir numaralı devleti olalım diyorum, saygılar sunuyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in konuşmasının bir kısmı şöyle;

  • Öncelikle, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun isminin “hayvan hakları kanunu” olarak değiştirilmesini talep ediyorlar ve biz de bunu Komisyon olarak gayet uygun gördüğümüzü ve raporumuza da bunu aldığımızı, bundan sonra yapılacak olan yasanın isminin de mutlaka “hayvan hakları kanunu” olarak değiştirilmesini ve hayvanların refahının gerçekten insanlar gibi canlı, duygusal varlıklar olduğunu düşünerek, 5199 sayılı Kanun’da bir “mal” ve “eşya” olarak tanımlamasından uzaklaşarak bunun günümüze uygun hâlde, onların da duygusal birer varlık olduğunu gözeterek ve artık hukukun bir öznesi hâline gelmesinin mutlaka zorunlu olduğunu düşünerek yolumuza devam etmek gerektiğini düşünüyoruz.
  • Yine, özellikle bu “mal” ve “eşya” olarak sayılmasından dolayı, Kabahatler Kanunu’na göre bir canlıya, bir hayvana zarar verildiği zaman hiç de caydırıcı olmayan idari yaptırımların, idari cezaların bugüne kadar sonuç alıcı olmadığını gördük ve o nedenle, hem sosyal medyada, görsel ve yazılı medyada ve günlük hayatımızda rastladığımız, vicdanlarımızı sızlatan, zaman zaman gerçekten ağladığımız veya gözyaşımızı içimize akıttığımız görüntülerin artık bundan sonra olmaması için elimizden gelen gayreti göstermek zorundayız. İşte, bu nedenle bunun kurumsal olması lazım. Sadece üzülmek yetmiyor, aynı zamanda bunun karşılığının da mutlaka cezai yaptırımlarla sağlanmasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de Türk Ceza Kanunu’na göre bu fiillere karşı ertelenmesi mümkün olmayan, paraya çevrilmesi mümkün olmayan en az iki yıl bir ay olmak üzere cezalandırılmasının, bu hayvanlara yapılan işkence ve kötü muamelenin bertaraf edilebilmesi, bundan sonra bu görüntülerle karşılaşılmaması için de çok anlamlı ve elzem olduğunu düşünüyoruz.
  • Tabii, özellikle, barınaklarda bir de personelle ilgili sıkıntılar var. Barınaklardaki personelin nasıl istihdam edileceği, hangi yeti ve yetkiyle donatılacağı konusu eksik. Bu konuda, barınakların, belediye başkanının kafasına göre kızdığı personelin sürgün yeri olarak gözetilen bir yer olmaması lazım. Barınaklarda mutlaka başta gönüllü personel olmak üzere, bu konuda eğitim almış, eğitim sertifikalı personelin çalıştırılabileceği ve bunun dışında hiçbir personelin çalıştırılamayacağının zorunlu hâle getirilmesi lazım. Barınakların mutlaka yirmi dört saat kameralarla gözetim altına alınmasının ve belediyelerin “web” sitelerinden de vatandaşlarımızın, bizlerin 7/24 izleyebileceği hâle getirilmesinin zorunlu olması gerektiğini düşünüyoruz.
  • Göçmen kuşlar konusunda da Türkiye gerçekten çok önemli bir yerde. Dünyada 5 tane çok önemli kuş göç yolunun 2 tanesi Türkiye’de. Bu anlamda, göçmen kuşların kollanması ve gelecek nesillere bunların da bir emanet olarak bırakılması için bizim üzerimize düşen pek çok görev var, bunların da raporda kapsamlı bir şekilde ele alınmasını sağladık.
  • Bunun yanı sıra, kamuoyunu çok yakından ilgilendiren faytonlarla ilgili, özellikle adalardaki fayton sorunlarıyla ilgili olarak da gidip yerinde incelemelerde bulunduk; gerçekten vicdanlarımızı sızlatan görüntülerdi. Dünyada metrekare başına en fazla atın düştüğü yerin adalar olduğunu öğrendik. Yaklaşık 1.800 tane at orada, adalarda sıkıştırılmış vaziyette, 277 tane fayton engebeli ada arazisinde büyük sıkıntılar içerisinde çalıştırılmakta. Ne yazık ki hem hayvan hakları ihlalleriyle ilgili hem de insan haklarıyla ilgili çok çarpıcı görüntülere sahne olan yerleri gördük. İşte, bunun giderilebilmesi için de gerekli tedbirlerin alınmasını raporumuzda ifade etmiştik. Bunlarla ilgili olarak, tabii, özellikle sadece adalara matuf olarak bu sorunun da ele alınmaması lazım. Türkiye’de at ve çeşitli benzer hayvanların da çektiği kızaklar, Doğu Anadolu’da kış şartlarında zorunlu olarak kullanılan, bu konuda bazı zorunluluklardan kullandığımız durumlar var. Bunu da gözeterek yeni yapacağımız yasada da il hayvan hakları kurullarının güçlü bir yapıya kavuşturulmasını ve her il için o ilde tedbirler alınmasını, hayvanlarla ilgili bu tarz hak ihlallerinin olmaması için de hem faytonlar hem de diğer konularda il hayvan hakları kurullarının güçlendirilmesini istiyoruz.
  •  -İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’yla da görüştüm- hayvan kolluğunu önemsiyoruz. Biraz önce bahsetmiş olduğumuz, Türk Ceza Kanunu’na göre fiillere uygulanacak işlemlerin bir şekilde hem önleyici kolluk gücü hem de bir olay, bir fiil işlendikten sonra bunların soruşturma ve kovuşturmasının da yapılabilmesi için polis, jandarma ve belediye zabıtasında bir kolluk gücünün de olmasının zorunlu olduğunu, bunun da bir farkındalık yaratacağını, artık her önüne gelenin hayvanlara eziyet etmek konusunda rahat davranamayacağını ve izlenebileceğini, bu konuda ceza alabileceğinin caydırıcılığının fazla olacağı bir kolluk gücünün de elzem olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü‘nün konuşmasının bir kısmı şöyle;

  • Bu, elimde gördüğünüz rapor, belki de bu Mecliste, biz buraya geldiğimizden beri ilk defa AKP, CHP, HDP, MHP, İYİ PARTİ, biz bir konuda mutabık kaldık, biz bunu başardık. Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu olarak ben bundan gerçekten gurur duyuyorum. Biz, burada grubu olan 5 siyasi parti insan konusunda mutabık kalamıyoruz, ülke konusunda mutabık kalamıyoruz ama bir konuda, hayvan canı konusunda mutabık kalmayı başardık.
  • Biz bu ülkede: Bu bir köpek yavrusu, dört bacağını kesmişler, sokağa atmışlar; böyle delilerle -sapıklarla diyeceğim arkadaşlar- böyle sapıklarla yaşıyoruz bu toplumda biz. Başka bir sapığı göstereceğim size: Bir gariban canı arabanın arkasına bağlamış, sürükleyerek öldürüyor ve bunlar hani, böyle, çok ajite, sizin dikkatinizi çekmek için kullandığım örnekler değil. Emin olun, biz burada şu anda konuşurken bu hayvancıkların yaşadığını binlerce hayvan Türkiye’nin dört köşesinde yaşamaya devam ediyor. Biz bunu, bunun için yaptık. Öncelikle “İnsan türünün diğer türler üzerindeki tahakkümünü bu seviyeye artık getirmeyelim, buna bir ‘Dur.’ diyelim.” diye yaptık.
  • Bu 5 parti, hiçbir ulusal mevzuda dahi mutabık kalamayan bu 5 siyasi parti, bu raporda hangi konularda mutabık kaldı? Bir: Hayvanlar duygulu varlıktır dedik arkadaşlar. Hayvanlar eşya değildir, hayvanlar bu şekilde alınıp satılamaz, bu şekilde yok edilemez, hayvanlar duygulu varlıklardır, hayvanların da canı vardır. Bu sebeple Hayvanları Koruma Kanunu değil -yani biz bu kadar da değil, hani bu kadar bencilce yaklaşmayalım- hayvan hakları kanunu olması lazım çünkü nasıl insanın insan olmaktan kaynaklı hakları varsa hayvanın da canlı olmaktan kaynaklı hakları vardır. Bunu buradaki tüm partiler kabul etmiştir. İki: Hayvana eziyet suç olmalıdır. Bu konuda 5 parti bu Mecliste mutabıktır. Bir önümüzdeki hafta sayın grup başkan vekili getirirseniz bunu oy birliğiyle kanunu geçirebilecek durumdayız şu anda, hepimiz mutabıkız bu konuda. Hayvanı öldüren, hayvana eziyet eden, hayvana tecavüz ahlaksızların biz Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılmasını istiyoruz. Cezalandırılmakla kalınmamasını en az iki yıl bir ay olarak bunun Türk Ceza Kanunu’muza getirilmesini istiyoruz.  Bizden kastım -dediğim gibi Cumhuriyet Halk Partisinden ibaret değil- bunu AKP de istiyor, bunu HDP de istiyor, bunu ne mutlu MHP de istiyor, ne mutlu İYİ PARTİ de istiyor. Biz hepimiz bunu istiyoruz ve ilk defa hep birlikte bir şey yapabilme lüksümüz var, gerçekten bundan da mutluluk duyuyorum. Bir kırmızı çizgimiz var, altını çizmem gerekiyor. 5199 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinde hayvanlar, özellikle Türkiye’deki sokak hayvanları sokaklara aittir. Sokaklarda bizim kültürümüzün bir parçasıdır bu hayvanlar. 5199’un 6’ncı maddesine dokunmayacağız, dokundurtmayacağız diyoruz biz Hayvan Hakları Komisyonu olarak.
  • Belediyeler bütçe ayırmak zorunda diyoruz. Ya belediyelere yüklemişiz bütün yükü, bakacaksın, edeceksin diyoruz; bütçe ayıran yok, bununla ilgilenen yok, topu o ona atıyor, o ona atıyor, o ona atıyor, ortada yine sahipsiz bir hayvan popülasyonuyla biz karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Belediyelere buna bütçe koyacaksın kardeşim diyoruz. Kendi belediyelerimiz dâhil, bütün belediyelere de bunu diyelim diyoruz. Tarım Bakanlığı desteklerini artırsın, bu işin sahibinin adı artık bir belli olsun diyoruz, hep birlikte diyoruz bunu.
  • Bir hayvan fonu kuralım diyoruz bu güzel işleri yapabilmek için. Ayrıca bir hayvan kolluğu kuralım diyoruz. Bunun örnekleri Avrupa’da var. Evet, hiçbir insan hayvanlarla birebir yakın ilişkiye girmek zorunda olmayabilir ama çok hayvan hakları savunucusu, çok hayvansever polisimiz var, jandarmamız var. Hayvanlarla ilgili bir sorun olduğunda bu insanlar severek, isteyerek, gönülden yapsınlar bu işleri diyoruz. Az önce Sayın Başkan da ifade etti, ya sürgün yeri, o bakımevlerinin hâlini Allah aşkına bir gidin görün. Her partide bu böyle yani beğenmediği personeli alıyor, hayvanların başına sürgün ediyor, ondan sonra o hayvanların başına gelmeyen kalmıyor; insan bu, kendi kariyerindeki sıkıntıyı ne yazık ki götürüyor, oradaki gariban hayvanlardan çıkartıyor, bunun değişmesi lazım. Sadece bunun mu değişmesi lazım? Hayır. İnsafsızca insanlar tarafından yapılan hayvan sömürüsünün tamamının ortadan kalkması lazım.
  • Hayvan dövüşlerine karşıyız arkadaşlar, böyle bir Orta Çağ anlayışının 2020 Türkiye’sinde yeri yok; bunu kaldıralım. Kaçakçılığı önleyelim, kaçak avcılığın önüne geçelim. Şu havai fişek görgüsüzlüğünü Allah aşkına artık bir sona erdirelim. Kısırlaştırma seferberliği ilan edelim. Bunların hepsini bir an önce yapalım.

Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın konuşmasından kesitler şöyle;

  •  Hayvan haklarıyla alakalı işlenen suçlar, fiiller ve bunların karşısında verilen cezaların caydırıcı olmadığını, Kabahatler Kanunu’nda değerlendirildiğini, dolayısıyla beklenen sonuçları elde edemediğimizi gördük. İstenilen en önemli ve toplumumuzun da beklentiler içerisinde olan kısmı burası: Kabahatler Kanunu’ndan çıkarılması, ceza yasasında karşılığının olması. Bizim de Komisyon üyeleri olarak çok iyi bir çalışma ortamı yürüttüğümüzü arkadaşlarımız ifade etti; e doğrusu da bu. İnsanlar olarak kendi aramızda o hukuku, anlaşmayı yapamazsak hayvanların haklarına nasıl saygı göstereceğiz?
  • Sokak hayvanlarının popülasyonun öncelikle kontrol altına alınması lazım ki toplumun bunlardan şikâyetleri azalsın ve hayvanların bu işkence ve eziyete maruz kalmalarının önüne geçilebilsin. Biz bununla alakalı en pratik yöntemin, en uygulanabilir şeyin kısırlaştırma olduğuna karar verdik, bütün dünya gerçekleri de böyle ama arkadaşlar, şu anda Türkiye’de biliyorsunuz, yılda yaklaşık 100 bin civarında kısırlaştırma yapılabiliyor. Oysa popülasyonun büyüme hızını hesapladığınız takdirde bunun en az 300-400 bin civarında, hiç olmazsa ilk beş yılda bu kadar olması lazım. Bunun bütün yerel yönetimlerin üzerine düşen vazifeleri eksiksiz yerine getirmesiyle mümkün olabileceğine inanıyoruz. Oysa -arkadaşlar ifade ettiler- Türkiye’deki 1.389 belediye içerisinde bu tür faaliyetleri yürüten sadece 230-240 civarında belediye var ve bunların da birçoğu kendi mücavir alanlarındaki hizmetleri bile yerine getiremeyecek kadar küçük ve geniş bir alana sahip değiller. Dolayısıyla bizim bu manada iyi bir aktivasyon almamız lazım, tabii bunu fonlamamız lazım, bunu bütçelendirmemiz lazım, denetlememiz lazım her yılın sonunda, bu fonların nerelere kullanıldığını takip etmemiz lazım. Elbette -arkadaşların ifade ettikleri gibi- bunun bir kolluğa ihtiyacı var, denetlenmesine ihtiyaç var, korunmasına ihtiyacı var ve hatta adliyelerde ihtisas mahkemelerinin oluşturulması süreçleriyle tamamlanması lazım.

 

 

Hayvan Hakkı Savunucuları İBB’nin Tarihi Kararını Yorumladı

2 Yıl Önce Çuval İçinde Çöpe Atılan Köpek Şimdi Görme Engellilerin ‘Dost’u Oldu