Kurban Kurbiyet Midir Hayvan Kesmek Midir?

Milyonlarca müslüman, yakalaşan Kurban Bayramı’nı eda etmeye ve Kurban ibadetini yerine getirmeye hazırlanırken ‘Kurban kurbiyet (Allah’la yakınlaşmak için nefsi öldürmek) midir yoksa hayvan kesmek midir sorusuna yanıt arıyor. Peki, kurban nedir? Kurban farz mıdır? İşte merak edilen soruların yanıtı…

Kurban bayramı Müslümanlar tarafından Hicrî takvime göre Zilhicce ayının 10. gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram.

İslam dini terimi olarak Kurban, kurbiyet’ten gelir ve Allah’a yaklaşmak anlamındadır. Türkiye’nin önde gelen İslam alimleri de yıllardır Kurban’ın ‘Kurbiyet’ten geldiğini ve insanın nefsini ( öfke, kibir, nefret, açgözlülük, şehvet düşkünlüğü, hasetlik, tembellik vb) yenerek Allah ile yakınlaşması dolayısıyla da tüm yaratılmışlarla yakınlaşmak anlamında olduğunu söylüyor.

Önde gelen İslam Alimleri Kurbanı bu şekilde açıklamasına rağmen, Müslüman coğrafyasında neden nefs öldürülmüyor da bir hayvanın kanı akıtılarak Allah ile yakınlaştığı düşünülüyor? Bu düşüncenin temeli ne? Bir hayvanı öldürmenin nefsi öldürmekte daha kolay olması mı? Yoksa, özellikle son yıllarda hızlı bir biçimde yol alan din sömürüsünün önemli gelir kaynaklarından biri haline getirilmesi mi?

Peki Allah’a yaklaşmak için bir hayvanı kurban etmek şart mı?

İslam Alimleri ve tasavvuf ehli olanlar Kuran ayetlerinin hatalı yorumu neticesinde böyle bir uygulamanın farz bir ibadet olarak Müslümanlara anlatıldığını, bunun yanlış olduğunu ifade etmekteler. Hepsi, Kurban’ın kurbiyet’ten geldiğini ve bunun de insanın nefs’ini öldürerek Allah’a yakınlaşması olduğunu söylüyorlar. Ajanimo olarak İslam alimleri ve islamın felsefesi ile ilgilenen önemli isimlerin  “Kurban Nedir?”  sorusuna verdikleri cevapları ajanimo okurları için topladık.

 

“KURBAN YAKIN OLMAKTIR”

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Muharrem Kılıç; “Kurban, kurbiyettir; yaklaşmak ve yakınlaşmaktır. Yakın olmaktır, Ötelere. Öte’nin bilgisine yakîn olmaktır. Uzak kalarak yakınlaşmaktır. Mâsivâdan  (tasavvufta yaradandan başka bütün varlıklara verilen ad.) uzaklaşarak yakınlaşmaktır Ötelere. İnkardan uzaklaşarak yakınlaşmaktır inanca. Kin ve nefretten uzak kalarak yakın olmaktır sevgi ve hoşgörüye. Ötelerden gelen yüce söze, gönül yüceliği ve teslimiyet ile kulak kesilmektir.

Kurban, teslimiyettir. Teslimiyet, iyiliğe ve hayra teslim olmaktır. Böylece teslimiyet, ruhça ve bütün azaları ile bedence selamete ermektir. Hayır ve güzelliklerin ruhlarımızı teslim alacak egemenliğine boyun eğmektir. Hz. İsmail’in meşrebinden olmak ve onun sülûkunda (bir yola girmek) seyir sürmektir.

Kurban, adanmaktır. İnsanlığın bilgelik, itidal, cesaret, adalet ve muhabbet gibi kadim âlî değerlerine bir adanmışlıktır. Af, rahmet ve mağfiret dileğinin gerçekleşmesi adına Yüce Kudrete gönülden niyetlerimizi arz etmektir. Nefsaniyetin insaniyetimizi esir almasına karşı direnç göstermektir. Kötürümleşen yanlarımızı bu direnç ile onaracağımızın sözünü vermektir. Tüm anlamı ile varlığımızı uğruna feda edebileceklerimizin idrakinde olmaktır. Zamanın ruhu ve mekânın dili ile ahitleşmektir. Çağımızı esir alan, giderek kitleselleşen ve sistematikleşen nefret, ötekine düşmanlık ve duyarsızlaşma gibi yabancılaşmalar karşısında sevgi, merhamet ve muavenet gibi yüksek insani hasletlerimizi yaşamımıza yeniden çağırmaktır.

 

“İNSAN KENDİ NEFSİNDEN ARINDIĞINDA, BAŞKALARIYLA İYİ GEÇİNİR”

 

Tasavvuf ve İslâm hakkındaki araştırma ve incelemeleri ile tanınan araştırmacı yazar Cemalnur Sargut da  kurbanın kurbiyet demek olduğunun altını çizerek şunları söylüyor:

“Hz. Ali’ye;

  • “Bugün bayram, sen niye kuru ekmek yiyorsun?” deyince,
  • “Bana her gün bayram, çünkü ben her gün nefsimin bir hazzını, O’nun için kesmenin zevkini yaşıyorum” buyurmuş. Demek ki ‘Bayram’ın hakikatinde, nefsin zevklerini öldürmek vardır; ‘Kurban’ın da özü budur.

Kurban  ‘Kurbiyet’ten geliyor. ‘Kurbiyet’ kelimesi ‘Yakınlık’ demektir. Allah’a yakın olmanın yolu da; kullarla kurbiyet kesp etmekten geçer. İnsan kendi nefsinden arındığı sürece, başkalarıyla iyi geçinme sanatını elde eder. İnsan kelimesi “Üns” kökünden geliyor. Gerçek insan, diğerleriyle iyi geçinir. Nefsi öldürdüğün zaman kendi mânânı üçe ayırırsın.

Üçte biri; sana faydalı olur, çünkü nefsinin bir kötü huyundan arınmışsındır. Diğer üçte biri; fakire faydası olur. Manayi idrak edemeyen manevi fakirlere senin hâlin örnek olur. Diğer üçte biri ise; insan kendi nefsinden geçince, maddi ve manevi akrabalarla aynı yerde toplanır ve dolayısıyla bu hâl, herkeste “Gıda” hâline geçer. İşte ‘Kurban’ın hakikatinde bu yatar. Zor zamanlar yaşadık, ama ben iman ediyorum ki; her yıkım bir yeni yapılanmaya sebebiyet verir.

 

 

“KURBANDA MUTLAKA HAYVAN KESİLECEK DİYE BİR KAİDE YOK”

 

 Ünlü İlahiyatçı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz ise yıllar önce katıldığı bir televizyon programında İslam ‘da şekilcilik olduğunu ifade ederek “Hac’da binlerce kurban kesiliyor. 2 saat sonra bu kurbanlar sıcaktan kokmaya başlıyor.  Kurbanda mutlaka hayvan kesilecek diye bir kaide yoktur. 50 çift ayakkabı da Kurban niyetine dağıtılabilir. Mesele amaç ve niyettir. Bu tür bir şekilcilik yanlıştır. Mesele tavuk, horoz değil elbise de dağıtılabilir. Devir ve şartlar değişti. İşin hikmetine, esasına yönelmek lazımdır. Ayakkabı da verilir. Önemli olan bir miktar fakirlere maddi yardım aktarılmasıdır. Ben kurban kesmiyorum, parasını dağıtıyorum. Ayakkabıdan kurban olur bu benim düşüncem bu” demişti.

BU KESTİĞİNİZ KURBANLAR ALLAH’A ULAŞMAZ.

 

İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık ise Kurban Bayramında hayvan kesilmesi ile ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:

“Yaptığım araştırmalara göre insanların dininde Allah düşüncesi, 50–60 bin yıl öncesindeki insanlarda yok. Görünmeyen, tek bir gücün her şeyi idare ettiği fikri doğuyor. Bu, dinler tarihinden geliyor; İslam’a baktığımız zaman Kuran–ı Kerim’de Hz. İbrahim kıssası anlatılır. Bu kıssada kurbana engel olunmak istenir. Yani insanlar zaten kurban kesmektedir, üstelik kendi çocuklarını da kurban etmektedir. İbrahim’in rüyası vesile kılınarak buna engel olunmak istenir ve Allah orada der ki “Ben sizden kurban istemiyorum. İbrahim’i büyük bir hata yapmaktan kurtarın.” İbrahim oğlunu kurban ettiğini görür rüyasında. Rüyasını gerçekleştirmeye kalkar. Onu Allah’ın emri zanneder. Fakat son dakika içinde bir his uyandırılarak kurban kesmesine engel olunur. Orada geçen ayette “Biz onu büyük bir hatadan kurtardık” denilir; oysa “Biz ona büyük bir kurban verdik” diye çevriliyor. Dolayısıyla insan kurbanına engel olundu ama onun yerine de koç verildi deniyor. Hâlbuki Kuran–ı Kerim’de koç verdik falan demiyor. “Biz onu büyük bir hata yapmaktan kurtardık” diyor. Oradaki zebih kelimesi büyük hata yapmak anlamına geldiği gibi bir hayvanı kurban etmek anlamına da geliyor. Dolayısıyla bunu yanlış yorumladıkları için İbrahim’e koç verildiği mitolojisi oluşmuş.

Peygamber zamanında da haccın etrafında müşrikler kurban kesiyorlar. Allah, “Bu kestiğiniz kurbanlar Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan sizin takvanızdır. Yani ben sizden birbirinize karşı dürüst olmanızı, birbirinize karşı yanlış hareketlerden sakınmanızı istiyorum. Bunun dışında kestiğiniz hayvanların ne etleri, ne kanları bana ulaşıyor” diyerek bu kesimin durmasını istiyor. Fakat o kültür de devam ediyor ve sanki İslam’da kurban kesmek farzmış gibi her Müslüman’ın kurban bayramında Tanrı için kurban kesmesi gerekiyormuş gibi bir farza dönüştürdüler.

 

“HAYVAN KESMİYORUM, BAYRAM KUTLUYORUM.”

Bakın, açık açık söylüyorum. Ben kendimi söyleyeyim, yirmi yıldır bayramda hayvan kesmiyorum. Ama, gurban, yakınlaşma, garip gureba ile yoksulla yakınlaşma bayramını çok seviyorum. Hayvan kesmiyorum ama bayram kutluyorum. Bayram çok güzeldir.”

 

“ALLAH’IN VE FAKİRİN ADI PARAVAN. KURBAN KESMEK FARZ DEĞİLDİR”

Merhum ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ise kurban bayramında hayvan kesmek ile ilgili 2000 yılında şu yazıyı kaleme almıştı.

“Kurban kesmek, geleneksel fıkha göre sünnet veya vacip bir ibadettir. İttifak edilen nokta, kurban kesmenin farz olmadığıdır. Ülkemizde bu göz ardı ediliyor ve kurban farz ibadet gibi algılanıyor. Bu yanlış algılama doğal olarak art arda birçok yanlışı da beraberinde getiriyor. İkinci olarak, kurban kesmek zengin sıfatı olan kişilere düşer. Yani bir kişinin kurban sünnetini yerine getirmesi için mali bakımdan zekát verecek, hacca gidecek nitelikte olması gerekir. Ülkemizde bu da göz ardı ediliyor. Hemen herkes kurban kesiyor. Şöyle de denebilir: Hemen herkese kurban kestiriliyor. 

Özellikle son yıllarda, hızlı ve amansız bir biçimde yol alan din sömürüsünün önemli gelir kaynaklarından biri haline getirilen kurban, trilyonluk meblağların konusu bir sektöre dönüştü. Bu yüzden kurban, sünnet olmaktan çıkarılıp fiilen farzlaştırıldı. İki milyonu aşkın hayvan kesilmekte, Allah’ın ve fakirin adı paravan yapılarak birkaç başlı bir deri vurgunu sektörü beslenmektedir.

 

“HAYVANLAR ACI ÇEKİYOR”

Kurban kesimleri yer yer hayvanlara işkence manzarası andırmaktadır. Hayvanlar yetersiz-kör bıçaklarla dakikalarca kıvrandırılmakta, zaman zaman yarı kesilmiş halde ayağa kalkmakta, hatta bazen caddelere fırlayarak yarı-kesik başlarıyla koşuşmaktadır. Allah elbette bunları görüyor ve bu mazlum hayvanların acılarından doğan günahı bir öfkeye dönüştürerek bu toprakların üstüne geri gönderiyor. Kuran’ın dinini ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed’i gerçekten tanıyanlar, şu söylediğimi anlamakta en küçük bir zorluk çekmeyeceklerdir. Bir kez daha söylemek istiyorum: Peygamberimizin buyruklarına ters kurban kesimi hayvan katliamlarına, Kur’an’ın buyruklarına ters hac uygulaması ise yüzlerce, bazen binlerce insanın can vermesine sebep olmaktadır.”

 

İslam alimleri ‘nefs’i öldürüp Allah’la yakınlaşmak  diyor, hatalı yorum yapanlar  hayvan kesmek farz diyor.  Müslüman coğrafyasında hala hayvanlar kesilerek Allah’a yaklaşılacağına  inanılıyor. Peki müslümanlar neden alimlerin değil de hatalı yorum yapanların sözüne itibar ediyor ?

 

 

“2 Yıl Yaşasın Diye 5 Yılımı Verirdim”

Dağa Tırmanırken Fenalaşan Köpek için Kurtarma Opersyonu Düzenlendi