“Kafayı Hurilerle Nurilerle Bozmuş Olanlar Anlamaz! Ama Hayvanseverler için Önemli!”

‘Cennetteki Hayvanlar’ başlığı ile yazı kaleme alan Nihal Bengisu Karaca, hayvanlarla arasında bağ kurduktan sonra değişen hayatını anlattı. Karaca, İslam inancında hayvanların cenetteki durumlarıyla ilgili de “Kafayı hurilerle nurilerle bozmuş olanlar anlamaz. Ama konu hayvanları ev arkadaşı gibi gören ve onlar öldüğünde dua edenler için önemli.” Dedi.

Habertürk Yazarı Nihal Bengisu Karaca geçtiğimiz gün “Cennetteki Hayvanlar” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Eskiden hayvanlar ile temas halinde olmadığından ötürü “evcil hayvanları öldüğünde üzülen insanları anlamazdım.” diyen Karaca, hayvanlarla birlikte yaşamaya başladıktan sonra yaşadığı düşünce değişimini anlattı.

Kendi türü dışındaki canlılarla arasında gelişen bağı anlatan Karaca, yazının sonuna doğru ise hayvanların kendi bedenleri ile cenette gitmeyeceklerini belirterek “Kafayı hurilerle nurilerle bozmuş olanlar anlamaz. Ama konu hayvanları ev arkadaşı gibi gören ve onlar öldüğünde dua edenler için önemli.”

Nihal Bengisu Karaca’NIN KÖŞE YAZISI:

“Eskiden evcil hayvanları öldüğünde üzülen insanları anlamazdım.

Veya bir hayvan sahiplenen insanların sevincini.

Dört yıldır kedi sahibiyim, ‘kediler’ desek daha doğru. Zaman içinde anneannelik de yaptım, doğumuna tanıklık ettiğim yavrulara baktım, hayatta tutamadıklarım oldu, salya sümük ağladım.

Gün geçtikçe serpilip güçlenenler oldu, kendimi Napoli’yi fethetmiş gibi muzaffer hissettim.

Evlatları birer ikişer sahiplendirildikçe, ortadan kaybolmalarına bir anlam yükleyemeyen ve her gün göz hizamda durup ağlayan -evet uydurmuyorum, ağlayan- ve intikam almak için her yere kakasını yapan bir anne kedim de oldu.

Bir kedinin nefretini kazanmak hayatı nasıl bir kabusa çevirir, yaşadım.

Hepsine (9 baş, 36 ayak) bakamayacağım için sayılarını 3’e indirdim. Sahiplendirdiğim kediler- yanımda tuttuğum kediler ayrımı yapmak ne zormuş anladım.

 

Gidenleri hiç bırakamamak, iyi insanlara sahiplendirmiş olsam da hala gözümün önünden film şeridi gibi yüzlerini geçirmek.

Vicdanımın “Neden onları gönderdin ama tutmak için bunları seçtin?” sorusu karşısında ‘Sophie’nin Seçimi’ filmindeki Meryl Streep misali debelendiğimi, bunun nasıl ‘yetim’ bir suçluluk duygusu türü olduğunu da ancak hayvan sahibi biri anlayabilir.

“Mırra sert ama asil, soğuk ama fedakar bir kedi, üstelik ‘ilk gözağrım’, Üzüm’ü ölümün pençesinden kurtardım ve o, hasta yatarken bile patisiyle gözyaşımı silip beni teselli ediyordu, onu asla bırakamam. Duman’ın da güzelliği, sevilme arzusu, Inarritu’nun muhteşem filminin adına göndermeyle söylersek cahilliğinin umulmayan erdemleri cezbediciydi vicdancım, kes artık” türü iç konuşmalar, ‘delilik’ midir?

“İnsanlar ölürken…?” Lobisine göre öyle.

İnsandan ve tercihen kendi çocuğundan başkasını sevilmeye değer görmeyen çoğunluk önünde sevgimiz de, acımız da öksüz ve saçma.

Yakınlarda arkadaşım Medina’nın kedisi ‘Vecihi’ öldü. Beş yıl önce olsa, “Yavrum küçük melekti, onsuz kaldım” derken, kalbinin çatırdama sesini duyamazdım. O üzüntünün neye benzediğini artık biliyorum.

Yakınlarda arkadaşım Ceren bir köpeği sahiplendi, beş yıl önce olsa, “Maggie ile her sabah doğum günü” derken ne demek istediğini anlayamazdım, artık biliyorum.

Evcil hayvanları Kedi, Koska ve Pakize’nin ölümüne tanıklık eden Ertuğrul Özkök’ün 1 Eylül’de yazdığı yazıyı beş yıl önce okusam, pek çok kişinin şimdi okuduğunda verdiği tepkiyi verirdim: Fena halde lakayt kalmak, hatta burun bükmek.”

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Kendisini Yaralayan Avcıyı Bir Gün Sonra Öldüren Geyik

Sözde Fenomen Evine Maymun Hapsetmekten Vazgeçmiyor!