Hayvanseverler ile Veteriner Hekimler Arasındaki Görünmez Duvar!

Hep birlikte, denizyıldızlarını tekrar denize atmaya devam edebiliriz. Ancak önemli olan onların kıyıya vurmasını engellemek değil midir?

Hayvan sağlığına ömrünü adamış veteriner hekimler ile hayvanların yaşam hakkı için kendini adamış kişiler arasında görünmez bir duvar oluşmuştur zaman içinde. Genç bir veteriner hekim olarak bunun ne zaman ve nasıl oluştuğunu bilmiyorum. Çoğu hekim bu konuyu dile getirmek istemez. Kırılmıştır çünkü. Çoğu hayvansever de aynı şekilde, kırgındır. Yıllardır süregelen bir küslük vardır sanki. Bir hayvansever ile sohbet eden veteriner hekim görünce şaşırılır. Halbuki amaç hep aynıdır. Hayvanların refahı…

Sokak hayvanlarının yaşadığı durum evsizlikle aynıdır aslında. Bir göçmen evsiz kaldığında ne duruma düşüyorsa, sokak hayvanları da aynı durumdadır. Şehirlerde insan nüfusu arttıkça çoğalan yapılar kedi ve köpeklerin de yaşam alanını kısıtlamıştır. Bu hayvanlar; Ankara, İstanbul gibi metropollerde çocuklarını doğuracak bir sığınak dahi bulamazlar. Hayvanseverler, bu duruma sessiz kalamayan ve bunun için ellerinden geleni yapmaya çalışan insanlardır.

VETERİNER HEKİMLER BU DENKLEMİN NERESİNDE?

Peki veteriner hekimler bu denklemin neresindedir? Bir veteriner hekimi bu denkleme belediye veteriner hekimi, kendi muayenehanesi olan bir klinisyen ya da bir çalışan olarak dahil edebiliriz.

Belediye veteriner hekimleri görevleri uyarınca farklı departmanlarda çalışırlar. Kedi ve köpeklerin muayene, teşhis ve tedavisi; kimliklendirme; kısırlaştırma yoluyla popülasyon kontrolü gibi görevleri olan klinisyen belediye veteriner hekimleri bu denkleme direkt dahildir. Sorumlulukları gereği kısırlaştırma programı uygularlar. Sokak hayvanlarının sağlık problemleri oluştuğunda teşhis ve tedavi uygularlar. Ancak yeterli sayıda istihdam olmadığı için kısırlaştırma ile popülasyon kontrolü çok zordur. Bu durumda zor durumda kalan hayvanları kısırlaştırma, muayene ve tedavi işlemlerini gerektiğinde kendi ceplerinden ödeyerek yaptıran hayvanseverler bulunuyor. Problem de tam bu noktada başlıyor.

“DEVLET BİR NUMARALI HAYVANSEVER OLARAK ÖRNEK OLMALIDIR”

Hiçbir birey sokak hayvanlarını kendi geliri ile tedavi ettirmek zorunda değildir. Bu sorumluluk tamamıyla devlete aittir. Kişiler veya sivil toplum kuruluşları, iyi niyet göstererek yardımcı olabilirler. Ancak bu durum, sorumluluğu paylaştırmaz. Sorumluluk her zaman devletindir. Çünkü devlet, zaten bütün halkın temsilcisidir. Yani bir numaralı hayvansever olarak örnek olmalıdır.

“SOKAK HAYVANLARINA YARDIMCI OLMAK, KIYIYA VURMUŞ DENİZYILDIZLARINI DENİZE ATMAYA BENZER”

Hayvanseverler ve hekimler, mevcut sistemin düzgün çalışmaması sebebiyle stres altında. Maalesef sokak hayvanlarına yardımcı olmak, kıyıya vurmuş denizyıldızlarını denize atmaya benzer. Her gün çabalarsınız ama elinizden gelen, hiçbir zaman yeterli değildir.

Kendi muayenehanesini açan serbest veteriner hekimler kendi kliniklerinde bu gibi durumlarda çoğu zaman sokak hayvanları için ellerinden geleni yaparlar. Bir sokak hayvanı için veteriner hekimin elinden gelen, muayene, hospitalizasyon gibi işlemler için ücret almaması ya da indirim yapabilmesidir. Ancak köpeklerde Parvoviral Enteritis, kedilerde Feline İnfectious Peritonitis, ortopedik rahatsızlıklar, travma vakaları gibi uzun ve meşakkatli tedaviler gereken durumlarda hekimin yapabileceği her türlü indirimde bile yüksek meblağlar ile karşılaşılması mümkündür. Çünkü ilaç ve sarf malzemeleri konusunda indirim yapılsa bile fiyatlar yüksektir.

İşte hayvanseverlerin kırgınlığı da burada başlar. Kendisi elini taşın altına koyduğu halde karşısındaki veteriner hekim nasıl yardımcı olmaz diye düşünür. Hatta bazen hiçbir şekilde yardımcı olamayacağını söyleyen bir hekimle karşılaşır ve veteriner hekime olan güvenini tamamen kaybeder.

Peki serbest veteriner hekimler nelerle karşılaşmıştır? ‘’Siz hayvan seveceksiniz de biz de göreceğiz’’, ‘’İşin bu değil mi, ben görevimi yaptım köpeği sana getirdim. Benden bu kadar’’, ‘’Devlet sizin masraflarınızı karşılamıyor mu?’’, ‘’O kadar kazanıyorsunuz, bir düşkün hayvana yardımcı olmuyorsunuz’’ gibi birçok cümleyle yargılanır veteriner hekimler. Serbest hekimler, belediyelerin bu konuda otorite olduğu bilgilendirmesini yaparken bile çekinirler. Çünkü kişiye yardımcı olmak istemediği izlenimi vermekten çekinirler. Gelirlerinin belirli bir bölümü hep sokak hayvanlarınındır. Ama o bölüm hiç planladıkları gibi olmaz. ‘’Bir tedavi daha…’’, ‘’Bu kedi gebe, almalıyım. Yavruları da sahiplendirmeliyiz’’ derken unutulur o meblağlar. 

BU PROBLEMLER NASIL ÇÖZÜLECEK?

Klinisyen veteriner hekim olarak çalıştığım dönemdeki bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.

Bir akşam kucağında yetişkin tekir ırkı bir kedi ile hasta sahibi nöbetçi olduğum kliniğe geldi. Arabasını park edip evine yürürken arkasından seslenmiş kedi. Dönüp baktığında, sanki ‘’Bana yardım et’’ der gibi miyavladığını fark etmiş. Çok etkilenmiş. Muayene edildiğinde dermatolojik bir problemi olduğu ve uzun süren bir tedavi geçirmesi gerektiği ortaya çıktı. Detayına girmiyorum.

Kendisi hayvanları çok seven bir insan iken eşi ve 6 yaşındaki kızı hayvanlardan çekiniyor hatta korkuyorlardı. Bu yüzden klinikte hospitalize ederek tedavisine başladım.

Tedaviye iyi sonuç veriyor ve hızlıca iyileşiyordu. Doğrusu güçlü bir kediydi. Diğer sokak kedileri gibi çekingen de değildi. Bu durum, evde bakılıp sokağa bırakılabilmiş olabileceğini düşündürüyordu.

Neredeyse her gün gelip kediyi gören ve vakit geçiren Oktay bey, bir gün geldiğinde mama kabının neden boş olduğunu sordu. Çalışma arkadaşlarımızın belirli beslenme saatleri olduğunu söyledim. Kendisi suçlayıcı bir tavrı olmadığını üstüne basa basa belirtiyordu. Ben de problem olmadığını söylüyordum. Birlikte mama koyabilir miyiz diye sorduğunda da elbette dedim. Tekrar mama verdik birlikte. Verilen mamayı iştahla yediğinde; bu sefer ben bunun normal olduğunu, sokakta kalan hayvanların bu gibi durumlarda fırsatı kaçırmamak istediğini açıklamaya çalışıyordum. Bu defa da Oktay bey problem olmadığını belirtiyordu. İkimiz de birbirimizi kırmamak için gereğinden fazla emek harcamak zorunda olduğumuzu hissediyorduk. Bunun sebebi de en başta belirttiğim görünmez duvardan kaynaklanıyor. Bu önyargı duvarının artık yıkılması gerekiyor.

O klinikte çalıştığım son gün bu hastayı teslim edeceğim gündü. Üzerimde haklı bir gurur, Oktay bey geldiğinde sağlığına tam olarak kavuşmuş kedi hastamı teslim ederken duyacağım sevinci düşünüyordum. Hastamı teslim edemeden işten çıkarıldım. Akşam telefonumu yabancı bir numara aradı. Kediyi kurtaran Oktay bey, tedaviye teşekkür etmek için numaramı almış. Bu kolay bir şey değil. Çünkü veteriner kliniklerinde çalışan bir kişinin şahsi numarası genelde hasta sahiplerine verilmek istenmez.

Oktay ve ben dost olduk. Çünkü birbirimize empati ile yaklaşabilmiştik. Aradan bir vakit geçip tekrar görüştüğümde ise tam bir şok yaşadım. Çünkü bulduğu kedi sahipli bir kediydi. Evden kaçmış, bir aracın içine girmiş ve yaklaşık 20 km öteden yolculuk yaparak Oktay’ı bulmuştu. İnternete koyduğu fotoğraftan tanıyan aile gelip, kediyi gözyaşları içinde teslim almıştı…

Bu hikayeden çıkarılacak 3 sonuç bulunuyor;

1- Sokakta gördüğümüz her hayvanın bir hikayesi vardır.

2- Veteriner hekimler ve hayvanseverler, empati yapıldığı sürece çok iyi anlaşırlar.

3- Bu dünyada hayvanların yaşam hakkını savunan ve savunmayan insanlar vardır. Veteriner hekimlerin tek farkı, hayvan sağlığını meslek edinmiş ve bunun için bir yemin etmiş olmalarıdır.

Hep birlikte, denizyıldızlarını atmaya devam edebiliriz. Ancak önemli olan onların kıyıya vurmasını engellemek değil midir?

Veteriner Hekim
İbrahim Aykaç

Veteriner Hekim İbrahim Aykaç: Çiğ Beslenme (Barf/Raw) İle İlgili Akıllara Takılan 6 Hayati Soru!

 

Partneriniz “Ya Köpeğin Ya Ben” Derse Ne Yaparsınız?

Bir Hayvan ile Yaşayan İnsanların Dikkat Etmesi Gereken 10 Konu