in

Çevreciler Uyarıyor: Bir Sonraki Salgını Düşünmeye Başlamalıyız

Deniz ekolojisi uzmanı Dr. Enric Sala, “Doğal yaşamı tahrip eden uygulamalarımıza devam edersek, gelecekte buna benzer birçok hastalığın yaşanacağından kesinlikle eminim” diyor

Çevre uzmanları yeni koronavirüsün, bulaşıcı hastalıklarla doğal yaşamdaki tahribat arasındaki bağlantıları görmezden gelmeye devam edersek insanlığı mahvedecek son salgın olmayacağı konusunda uyarıyor.

Independent Türkçe‘den Ata Türkoğlu’nun çevirisine göre Deniz ekolojisi uzmanı ve National Geographic’in Campaign For Nature kampanyasının katılımcısı Dr. Enric Sala, The Independent’a şunları söyledi:

“Doğal yaşamı tahrip etme, ormanları yok etme ve vahşi hayvanları evcil hayvan ya da yiyecek ve ilaç olarak yakalama uygulamalarımıza devam edersek, gelecekte buna benzer birçok hastalığın yaşanacağından kesinlikle eminim.”

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 8 bin 778 ölüm ve 209 bin 839 onaylanmış Kovid-19 vakası bildirdi. (Son rakamlara göre dünya genelinde vaka sayısı 397 bin 807’ye ulaşırken, ölü sayısı 17 bin 235’e çıktı -ed.n.)

Virüsün başta aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde ürünler, deniz mahsulleri ve canlı hayvanların satıldığı “pazarda” hayvanlardan insanlara geçtiği düşünülüyor ama bu henüz doğrulanmadı.

Nature adlı bilimsel yayına göre Çin’deki araştırmacılar, “pullu karıncayiyenler” diye bilinen memeli pangolinlerin, Kovid-19’un olası hayvan kaynağı olduğunu ileri sürdü.

Çin o günden sonra vahşi hayvanların tüketimini, yetiştirilmesini ve vahşi yaşam pazarlarını yasakladı. Ancak çevreciler, daha kapsamlı bir konu hakkında uyarıyor: İnsanoğlunun, bizi vahşi yaşamla her zamankinden daha yakın temasa sokacak şekilde çeşitli ekosistemleri doymak bilmez biçimde yok etmesi.

2012’nin en çok satan kitaplarından Spillover: Animal Infections and the Next Human Pandemic’in (Yayılma: Hayvan Enfeksiyonları ve İnsanlığın Sıradaki Salgını) yazarı David Quammen, Ebola hakkında araştırma yaparken bulaşıcı hastalıklarla ilgilenmeye başladı ve o zamandan beri salgın riski konusunda uyarılarda bulunuyor.

Quammen, The Independent’a şunları ifade etti:

Fazlasıyla çeşidi olan ekosistemlerimiz birçok vahşi hayvan, bitki, mantar ve bakteri türüyle dolu. Bu biyolojik çeşitliliğin her yanı benzersiz virüsler içeriyor. Tropikal ormanları, köyler, kereste ve madencilik kampları inşa etmek; vahşi hayvanları yemek adına öldürmek ya da yakalamak için yerle bir ettiğimizde kendimizi bu virüslere karşı karşıya bırakıyoruz. Bu, eski bir ahırı yıkınca kalkan toza benziyor. Tropikal bir ormanı yok ederseniz, virüsler havaya savrulur. Bu yıkım anları, bilinmedik virüslerin insanlara bulaşması ve yerleşmesi için fırsat doğuruyor.

Harvard Çevre Sağlığı Bölümü’nde araştırmacı bilim insanı ve Planetary Health Alliance Direktörü Dr. Samuel Myers, The Independent’a şunları söyledi:

“İnsanların yabani yaşam alanlarına yönelik istilaları, onları vahşi hayvan popülasyonlarıyla daha da yakınlaştırıyor.

Şunu biliyoruz ki diğer hayvanlar, birçoğuna henüz maruz kalmadığımız muazzam bir patojen rezervine sahip.”

WHO’ya göre vektörle bulaşan (canlı organizmalardan kaynaklanan, bulaşıcı patojenleri insandan insana veya hayvandan insana geçebilen) hastalıklar, tüm bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’sinden fazlasını oluşturuyor ve her yıl 700 binden fazla ölüme neden oluyor.

Sayıları zamanla arttı. Nature dergisindeki çalışmaya göre, 1950’lerde yaklaşık 30 yeni bulaşıcı hastalık ortaya çıktı. 1980’ler itibarıyla bu sayı, üç kattan fazla arttı.

HIV, Ebola, SARS, MERS ve Zika gibi hayvanlardan bulaşan diğer hastalıkların yayıldığını daha önce gördük.

Myers şöyle konuştu:

“HIV salgınının ve Ebola’nın vahşi hayvan eti için avlanmadan kaynaklandığı düşünülüyordu. MERS ve SARS canlı hayvan ‘pazarlarından’ başladı.

Örneğin Vuhan’daki canlı hayvan pazarlarında, kafeslerde canlı duran, hepsi birbirlerine ve insanlara doğal hayatta asla karşılaşmayacağınız kadar yakın, olağanüstü sayıda egzotik tür bulunuyordu.”

Myers sözlerine şöyle devam etti:

“Bu, insanın ekolojik ayak izinin büyüklüğü ve küreselleşmenin bir birleşimi. Bir patojen hayvanlardan insanlara geçince hava yolculuğuyla hızla dünyaya yayılma kapasitesine sahip. Yabani hayvan tüketiminin tehlikelerine yönelik düzenleme yapmak ve eğitim vermek, riski azaltmada rol oynuyor.”

Quammen şu ifadeleri kullandı:

“Dünyanın her yerinde proteine ulaşamayan ve vahşi hayvan yiyen insanlar var. Bu, Çinlilerin ayıbı diyerek şeytanlaştırmak istediğim bir şey değil. Aramızda kaynaklara aç birçok kişi var, vahşi yaşamı bu küçük kalıntılara kadar azaltarak kendimizi virüslere karşı tesadüfi hedef olarak sunuyoruz.”

Dr. Sala ise şunları söyledi:

“Gündelik yaşamları için doğayı sömürmeye bel bağlayan nüfus söz konusu olduğunda alternatifler sağlanmalı. Doğal hayatı koruyan ve yabani hayvan ticaretini düzenleyen ya da yasaklayan politikalar belirlemede hükümetlerin kilit rolü bulunuyor. Şirketler de yardımcı olabilir. Dünya zaten 10 milyar insana yetecek kadar gıda üretiyor ama üçte birini israf ediyoruz.”

İklim değişikliğiyle mücadele, artan sıcaklıklar hastalıkların yayılması için daha uygun koşullar yarattığından önemli rol oynuyor.

Myers, “Sıtmanın, Kenya Yaylaları gibi sıcaklıkların yükseldiğini asla görmediğimiz, daha yüksek enlemlerde ve daha yüksek rakımlarda bulunduğunun farkındayız” dedi.

Dr. Myers, doğal hayatın büyük kısmının yok edilmesinin, bulaşıcı hastalık salgınlarının da ötesinde etkisi olduğuna dikkati çekiyor.

Ürettiğimiz gıdanın kalitesine ve miktarına yönelik etkileri görüyoruz; kalp hastalığı, kanser ve solunum yolu hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların yanı sıra zihinsel sağlıkta etkilere, nüfusun yerinden edilmesine ve çatışmaya neden oluyor.

Biyoçeşitlilikteki kayıp ve sayısı 2050’ye kadar 2 milyar artarak 9,7 milyara çıkması beklenen, gıda kaynağı arayışındaki küresel nüfusta yaşanan artışla birlikte uzmanlar bir sonraki salgının olup olmayacağını değil, ne zaman olacağını sorarak uyarıyor.

David Quammen, “Eğer (Kovid-19’u) kontrol altına alabilirsek, insani marifet ve irade bu seferkini kontrol etmeyi başardığı için memnun olabiliriz. Ama 5 dakika kutladıktan sonra bir sonrakini düşünmeye başlamalıyız” dedi.

İnsan sağlığı ve gezegenin korunması arasındaki hayati bağın farkına varmak da dahil köklü değişikliklere ihtiyaç var.

Dr. Sala şunları söyledi:

“Bunlar bağlantısız değil. Sağlıklı bir ekosistem olmadan insan sağlığının devamlılığı da sağlanamaz. Son 20 yılda deneyimlediğimiz bulaşıcı hastalıklar buna en iyi kanıtı sunuyor.

Vahşi alanları olduğu gibi bırakmak, birçoğu tehlike altında olan yabani hayvan türlerinin avlanmasını ve kaçakçılığını yasaklamak hem uygulanabilir hem de insan sağlığı ve ekonomi açısından yararlı. Hükümetler ve politika yapıcıların doğal yaşamımızı korumaya yönelik yatırımlarının, yapabilecekleri en düşük maliyetli yatırım olduğu çok açık görülecektir.”

 

Sıkıştığı Çukurda Bir Deri Bir Kemik Halde Bulunan Alex’in Değişimi

8 Gündür Dağda Mahsur Kalan Hamile Keçiyi AFAD Ekipleri de Kurtaramadı