in

Atların Adları Var: Heybeliada’nın Atları

19 Aralık’tan beri  karantina altında olan atların kadın sahipleri konuştu.

Alper, Çılgın, Dilber, Elfida, Gece, Nazlı, Oscar, Zeynep…  Sayıları yaklaşık 200. Her birinin yaşı başı, hali tavrı, huyu suyu ayrı, her biri başka bir âlem. 19 Aralık’tan beri karantina adı altında ahırlara kapatılmış durumdalar. Tıpkı Büyükada ve Burgaz’daki hemcinsleri gibi. Peki atların sahipleri ne düşünüyor?

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 2

Aklınız kedinizde kalmasın: Kedi kısırlaştırma hakkında merak edilen tüm detaylar için ziyaret edin.

Birartıbir‘den Siren İdemen at sahibi kadınlar ile konuştu.

İşte röportajın bir bölümü:

19 Aralık’ta ruam salgını gerekçesiyle atlarınızın ahırlara kapatılmasının üstünden bir aydan fazla bir zaman geçti, şu anda ne durumda atlar?

Burcu Gök: Çok sıkılmış durumdalar. Salamıyoruz. Karantina kararından sonra üç adaya da (Burgaz, Heybeliada, Büyükada) otobüslerle çevik kuvvet geldi. Her yerde çok sayıda sivil polis de dolaşıyor. Bütün atlar ahırlarda kapalı. Karantinanın ilk başında, kapıda 24 saat makineli silahını doğrultmuş polis bekliyordu. Atarı ahırdan çıkarmamıza izin verilmiyordu.

Semiha Sarıgül Avcılar: Karantinanın üçüncü günü, birçok Adalıyla beraber topluca ahırlara gidip atları havalandırmak, dolaştırmak için tartıştık. Çünkü hayvanların ayakları şişmeye başlamıştı.

Ayşe Dinç [Burcu’nun annesi]: Üçüncü gün, fayton durağında, faytoncular, aileleri, atların durumunu merak eden Adalılar bir toplantı yaptı. Herkes atları görmek istedi. Çok kalabalık gittik ahırlara. Polis önce kesinlikle izin vermek istemedi. Görüntü çekmemizi istemediler. “Medyaya görüntü verirseniz soruşturma açarlar” dediler. Polislerin şefi “Benim de atların bu halini görmeye vicdanım dayanmıyor” diyordu, ama izin de vermiyordu salmamıza.

Burcu: Sonuçta hepimizin, atseverlerin, faytoncuların, Adalıların ısrarı üzerine komiser kabul etmek zorunda kaldı. Ayakları şişen atları ahırlardan çıkardık. Hepsi gezdi, oynadı, koştu. Atlar güzel bir gün yaşadı. Herkes oradan çok mutlu ayrıldı. O günden sonra, bir aydan fazla zaman geçti. Bir iyileşme olmadı durumda.

Ayşe: Atlarımızı sadece ahırın çevresinde gezdirmemize izin veriyorlar. Gezebilecekleri alan çok dar. “Yularlarından tutup dolaştırın” diyorlar. Atların şu anki hallerinde bu mümkün değil ki. Çok uzun süre kapalı kaldıkları için huzursuzlar. Çifte atıyor, zıplamak istiyor, şahlanmak istiyorlar…

Burcu: At dediğimiz varlık 500-600 kilo civarında. En zayıfı 350-400 kilo. Onu zapt etmeye cüsse olarak, güç olarak yetemeyiz. Ahırların çevresi eğimli ve yağmurlardan ötürü kaygan olduğu için de bırakamıyoruz. Çok uzun süre kapalı kaldıkları için fazla kontrolsüz hareketler yapıp kayıp düşebilirler diye korkuyoruz.

Ayşe: Yola çıkmalarına izin verseler, sorun azalacak. Atların burun ve kulağından tutarsanız, asla hareket edemez. Atın bütün gücü burun ve kulaktadır. Burun çevresinden bir ip bağlasanız, onu hafif sıktığınızda at durur. O şekilde yürütebilirsiniz. Ama ahır bölgesinin dışına çıkmanıza izin vermiyorlar ki. 

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 3

Şu anda sağlıkları nasıl?

Burcu: Heybeli’dekileri dolaştıracak alanımız biraz daha geniş olduğu için bizimkilerin durumu çok fena değil. Bir atımın, Çılgın’ın, ayağında ciddi bir şişlik var. Onun tedavi görmesi, belki dağlanması gerekiyor. Alper biraz sıkıntılı, bugün karnı epey şişti. Onun dışında, şartlara göre iyi durumda sayılırlar. Rüzgârlı, yağışlı havada da uzun süre dışarı çıkaramayız. Ciğerlerinin ıslanmaması gerekir. Biliyorsunuzdur herhalde, onların ciğerleri bellerinde. 

Ahırın içinde bağlı mı duruyorlar?

Ayşe: Bağlı duruyorlar, yoksa etrafa zarar veriyorlar, birbirlerine vuruyorlar. Çocuk gibiler.

Ayaklarında şişlik olmasının nedeni ne?

Burcu: Antrenmanlı atı birden ahıra kapatır, hareketsiz bırakırsanız, tendonları şişiyor. Şişince de ağrıları oluyor, o ayağını kullanamıyor. Genelde bu durumda ya enjeksiyon yapılıyor ya da dağlama denen geleneksel yöntemle tedavi ediliyor. Dağlamada sıcak uyguluyorsunuz. İlk başta canı acıyor atın, ama o sayede birikmiş sıvı, ödem dağılıyor. Fakat bunun üzerine, atın günlük antrenmanını yapması lâzım. Tırıs dediğimiz hızda üç ada turu dönmesi gerekir. Tırısta hayvan yorulmaz.

Kaç atınız var?

Burcu: Şu an altı tane atım var. GeceÇılgınElifAlperOscar. Bir de en genç Elfida var.

Ayşe: Üç kayınbiraderim, kayınpederim, biz toplam dört-beş aileyiz faytonculuk yapan. Herkesin ahırında en az altı, bazılarımızda sekiz-dokuz at var. Beş-altı tane de koşulmayan, emekli ettiğimiz atlarımız var.

Semiha: Bizim yaşları 7 ile 12 arasında dört atımız var. Hepsi kısırlaştırılmış. ZeynepNazlıDilberDilberay.

Burcu: Atlarımın en genci 6 yaşında, diğerleri 10 civarı. Bir de 21 yaşında Oscar’ımız var. Hepsi Arap atı, ikisi yarış atı. Bir tek Elfida dişi. Haluk Levent’in o şarkısını sevdiğim için, adı oradan geliyor. En yeni atım o. Yeni dediğim, üç senedir bizimle. İlk başlarda çok yabanice yaklaşıyordu. Yavaş yavaş arkadaş olduk onunla da. Giderek kendini sevdirmeye başladı. Hepsi birbirinden tatlı. Çılgın’la Alper benim şımarıklarım

Oscar emekli atlardan biri mi?

Ayşe: Yarı emekli. Arada bir dışlanmasın, yürüyüş olsun, açılsın diye onu da arabayla çıkartıyoruz. Bir-iki saat kalıyor arabada. Ama genelde ahırda. Sabahları çıkıyor, geziyor, koşuyor, hopluyor, zıplıyor, oynuyor… Sonra tekrar ahırına giriyor. Yiyor, suyunu içiyor, yatıyor.

Burcu: Oscar o kadar yaşlı değil. Ama diğerleri gerçekten yaşlı. Zeytin’imiz var mesela, 25 yaşında. O biraz yürüyünce zorlanıyor. En yaşlısı da olsa, hiçbir atı sürekli ahıra kapatamazsınız. Ahırda uzun süre kalırlarsa bacakları tutukluk yapar. Ayrıca, sindirim sistemlerinde, bağırsaklarında ölümcül sorunlar çıkar. O yüzden, kışın sabahtan akşama kadar salarız. Onlar hareket ihtiyacını karşıladıklarında otomatik olarak ahıra gelirler.

Adada atların ortalama ömürleri ne kadar?

Ayşe: Atın ırkına, cinsine göre değişiyor. En yaşlıları 20-25 civarında. Valla biz emekli atları satalım, edelim demiyoruz. Ölene kadar bizimle birlikte kalırlar. Ne zaman arka ayakları tutmaz artık, yürüyemez duruma gelir, o zaman veteriner gelir, daha fazla acı çekmesin diye uyutur. O da mecburi artık. 300-400, sırasında 600 kiloluk bir hayvanı nasıl kaldırabilirsin, çevirebilirsin?

Burcu: Şu anda adada nerdeyse hiç genç atımız yok. İki tay var ahırlarda. Genelde herkesin atları 9-16 yaşındadır, 4-5 yaşında at bulamazsınız. 

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 4

Neden?

Burcu: Genç atlar genelde hipodromda koşturuluyor. Mesela bizim Alper de, Gece de oradan gelme. Tayları genelde pek bu taraflara yollamıyorlar. Belli bir yaştan sonra, yedi yaşından sonra bize ulaşabiliyor atlar.

İBB’nin kararı sonrasında ruh haliniz nasıl?

Burcu: Faytoncuların hepsi üzgün, ama ne halleri varsa görsünler, hiçbiri umurumda değil. Neden kızıyorum biliyor musun? En azından bizim kadar çaba gösterselerdi, bizimle birlikte çabalasalardı, belki bir sonuç elde edebilirdik, atların ömrünü bir-iki yıl daha uzatabilirdik. Faytonlar kaldırılacaksa bile bir şekilde planlanarak, adım adım olabilirdi. Artık çok yoruldum, psikolojik olarak da çöktüm. Konuşmak bile istemiyorum. Konuşuyoruz, konuşuyoruz, hep aynı şeyler.

Semiha: Bu konu başladığından beri perişanız. Biz hadi yine bir şekilde stresimizi atıyoruz, bir sigara yakıyoruz, çarşıya iniyoruz. Ama atlar günlerdir, dört duvar arasında kapalı. Ağlıyorlar, resmen ağlıyorlar. Neden onlara bunu yaşatalım? Ne hakla? Bizim adamızda ruam çıkmadı, atlarımız niye hapis?

Ayşe: Her gece endişeyle yatıyoruz. Bir telefon geliyor: “Atları götüreceklermiş!” Hep telefon başındayız. Uyku uyumak yok. Ahırların oraya nöbetçi koyduk. Sabaha kadar bekliyor.

Semiha: Ben rüya görmeyen insanım. Kaç gecedir rüyamda atların yollarda koştuğunu görüyorum. Beş dakika gözümü kapatıyorum, sadece atları görüyorum.

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 5

Ahırlar derme çatma, çok bakımsız, sağlıksız. Bu nedenle de siz çok eleştiriliyorsunuz…

Semiha: Evet, ahırların durumu iyi değil, ama kaymakam ahırlarımıza geldiğinde, kendi imkânlarımızla yaptığımız ahırlarımızın devletin yaptırdığından daha iyi olduğunu söylemişti.

Burcu: Orman İdaresi ahırları iyileştirmek için bir şey yapmamıza izin vermiyor. “Faytoncular bugüne kadar hep homini gırtlak, sadece boğazlarını düşündü, ahırlarına hiç bakmadı” diyenler var. Bunu duymak beni çok üzüyor. Yok böyle bir şey. Bir şey yapmamıza izin verilmiyor. İzin verilse, kim bu durumu ister, herkes ahırını çok güzel hale getirir. Fayton durağında nasıl bir düzen var, kooperatif nasıl tertemiz, ahırlar da öyle olurdu.

Ayşe: Zamanında ahırların yapımı için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan belediyelere yüklü bir para aktarıldı. Ama o para hiçbir şekilde ahırlara, atların şartlarının iyileştirilmesine harcanmadı.

Semiha: Her seçim zamanı, ahırların yanına proje fotoğraflarının olduğu tabelaları asıyorlar, seçimden sonra kaldırıyorlar.

Ayşe: Bu yıllardır böyle geldi, gidiyor. Bizim ahırı gördünüz. Biz hayvanlar üşümesin, içeri soğuk girmesin diye o ahırı iki sefer yaptık, iki sefer belediye geldi, yıktı. Bir çivi çakmaya izin verilmiyor.

Semiha: Evden battaniye, yorgan, kilim ne varsa, getirip ahırın kapısına, bacasına çakıyoruz ki, hayvanlar üşümesin diye. Elektriğimizi, suyumuzu kendimiz bağladık. Yıllarca aşağıdan bidonlarla su taşıdık atlara. Elektrik yoktu, lüks lambalarıyla idare ediyorduk. Ahırlar biraz daha düzgün olsa, kadınlar da daha çok işin içinde olur. Kadın pislik içinde durmaz.

Burcu: O zaman, ayrıca seyise de ihtiyacın olmaz. Biz zaten hepimiz faytoncuyuz, hepimiz seyisiz. Atların bakımıyla ilgilenen, ilgilenebilecek çok kadın var.

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 6

Yazın başında at alıp, onu yaz boyunca çalıştırıp, mevsimin sonunda elden çıkarmak yaygın bir uygulama mı?

Ayşe: Bunun hiçbir mantığı yok. Böyle bir duruma bizim adamızda rastlamadım bugüne kadar.

Semiha: Bir atı zaten kış dönemince yetiştiriyorsun, otu, yemi, samanı, besliyorsun, besili bir hayvan haline getiriyorsun, güçleniyor kuvvetleniyor. Yaz sezonunda zaten aldığı o kiloyu vermiyor hayvan. Size, sizin eğitiminize, kullanma şeklinize alışıyor. Atlar çok zeki hayvanlar, el kokunuzdan, her şeyinizden sizi tanıyorlar. Diyaloğunu kurmuşsun. Üç-dört ay atı çalıştırayım, sonra onu başımdan atayım diyemezsin. Atımı yaz sonunda elden çıkarayım, sonra yeni at alayım riskine kimse girmez. Diyelim ki, atları sevmeyen bir insansın, o zaman bile bu mantıklı değil. Ticari amaçla bile anlamlı olmaz.

Ayşe: Bunun gerçekçi olmamasının bir başka nedeni de var, atlar genelde ilkbaharda çok pahalıya satılır. Yaz başında on bin liraya aldığı atı, kışın başında beş bin liraya satacak. Bunu kim yapar? Alıştığı atı kim bırakır? Sıfırdan bir atı eğitmek yerine, o sisteme alışmış bir atı ister herkes. 

Atların içinde bulunduğu kötü koşullarda faytoncuların sorumluluğu, hataları yok mu?

Burcu: Dışardakiler adına konuşamam, ama kendi adamın faytoncuları adına konuşabilirim, buradakiler atlarını çocukları gibi seviyor. Bir at hastalandığında herkes yardım ediyor. Biz burada yapayalnız kaldığımız için her şeyi kendi başımıza yapmayı öğrendik; serum bağlamayı, ilaçlarını hazırlayıp vermeyi… Babam nerdeyse bir veteriner kadar hastalıklarından anlıyor. Onların da bir sürü hastalığı var, insan gibiler. Mesela kışın, güneş olmadığı için iki ayda bir mutlaka D vitamini vururuz atlara, babam yapar iğnelerini.

Ayşe: Gelinen noktanın tek suçlusu yetkililer.

Semiha: Faytoncuların evet hataları var, oldu, ama, sadece onlara mal etmemek lâzım bu durumu. Ortalığı boş bulmuş adamlar. Bu adamlara hiçbir kural söylenmemiş. Bu sistem böyle gidemezdi zaten, kesinlikle her şey dört dörtlük değil, varolan durumu savunmuyorum ben.

Ayşe: Büyükada ile Burgaz ve Heybeli’nin durumu birbirinden çok ayrı. Büyükada’da hakikaten atlara kötü muamele var. Bu sorunların çıkma sebebi zaten Büyükada’daki insanların kiraladıkları faytonlardan paralarını çıkartabilmeleri için hayvanları aşırı çalıştırması. Ama, bunun önlemini almak da çok basit. Denetleyeceksin. Fakat, önlem almaya yanaşmadılar.

Burcu: Burada plaka kiralama işi yok. Herkes kendi işini yapıyor. Bazı faytonlarda sürücüler var, ama kiralama değil. Babam kalpten rahatsızlandı, anjiyo oldu, faytona çıkamadı. Eski faytonculardan Ahmet abimize “atlarla ilgilenir misin” dedik. “Tamam” dedi. Heybeli’de de Burgaz’da da dışarıdan gelip kiralama olayı yok. At kiralanır mı? Atını kiralamayacaksın, bu kadar basit. At kiralanmaz. İnsan evladını kiralayabilir mi? Bazen şöyle durumlar olabiliyor; atlardan biri biraz keyifsiz ya da rahatsız oluyor, yel dokunuyor. Amcamın ahırından ödünç at alabiliyorum. Alper geçen yaz iki sefer yemden zehirlendi. Ölümden döndü. İki ay hiç koşmadık onu. O zaman, Alper’in hızında bir at lâzımdı. Eş olarak koştuğumuz için, eşlerin adım olarak birbirine uyumlu olması lâzım. Böyle bir durumda, kendi aramızda at ödünç alıp verebiliyoruz. Ama benim atım onun atı, onun atı benim atım. At yine bildiği, alıştığı ahıra dönüyor. Atlar çok hassastır, ahır içinde yerlerini değiştir, yerini yadırgar. O gece uyumazlar.

Faytonculuk devam edecek olsa, sizce atlar ve sizin açınızdan ideal şartların sağlanması için nelerin yapılması gerekir?

Burcu: İlk önce, her adada uzman veteriner hekim, at hastanesi. İkincisi, ahırların komple yeni baştan daha güzel, daha sağlıklı yapılması, gübrelerin her hafta düzenli olarak alınması. Üçüncüsü, burada sürekli trafik polislerinin bulunması ve denetlemesi. Veterinerlerin atların güç durumunu ölçmesi, hangi at ne kadar koşabilir, hangisi hangisiyle eş olabilir, buna bakması lâzım. Bunların hiçbiri şu anda ne yazık ki yok.

Ayşe: Herkesin, yetkililer, belediye, faytoncular, Adalılar, veterinerler… Hepsinin birlikte çalışması lâzım. İlk önce, hayvanların kaldığı yerler. Atların yaşadığı alanları çok güzel yapmak hiç de zor bir şey değil. Bir at hastanesi ya da hayvan hastanesi gerekiyor. En azından, her adada daimi uzman veterinere kesinlikle derhal ihtiyaç var. Her ata takılan chip’lerle atlar takip altına alınabilir. Şikâyetlerin geneli, hayvanların hızlı koşturulması, uzun süre çalıştırılmasıyla ilgili. Bütün adanın tamamı kaç kilometrekare? Küçücük bir alandayız. İstanbul’da her yerde mobese kameraları var. Faytonların güzergâhlarına mobese kameraları konabilir. Bu şekilde takip altına alınabilir. Kötü muameleler engellenebilir. Hayvanlara işkence, eziyet eden insanlar derhal işten men edilir, çok caydırıcı cezalar verilebilir.

Semiha: Faytona çıkacakların adli siciline de bakılması lâzımdı. Mesela, cinsel tacizden yargılanmış bir adam faytona çıkamamalı. Tabii bu şehirde taksiciler için de geçerli olmalı. Faytonculuk yapan kişilerin sağlık probleminin de olmaması, belli kriterlere uyması gerekiyor. Faytoncular eğitilebilir. Turistik amaçlı güzergâh daha kısa, daha düz bir alanla sınırlanır. Heybeli’de son zamanlarda bu yapılmıştı. Faytonların görüntüsü, şekli bu maksatla daha uygun standartlara kavuşturulur. Denetmenler koyarak istihdam yaratılabilir. Bunlar önemli. Ama öncelikli olarak, bir denetim mekanizması şart. Daha ahırların çıkışında bir denetmen olmalı.

Sizce faytonların kaldırılmasının sebebi ne?

Ayşe: Adaları Sit alanından çıkarmak. Kaç yıldır zaten bunun için uğraşıyorlar. Sayın cumhurbaşkanı da yıllardır bunu söylüyordu. Bahaneyi faytoncularda buldular. “Atın boynundaki halkayı çıkaracağım” diyordu, zaman bu zamanmış.

Semiha: Faytonların kaldırılmasının sebebi çok açık: Rant. Adalar’da oynanan büyük bir oyun var. Bence bunu Erdoğan yazdı, İmamoğlu’na da oynaması için verdi. Faytonculara karşı zaten bir düşmanlık var. Bunu kullandılar. Sit statüsünden çıkaracaklar. Yani, Yassıada olacak bütün adalar. İnşaatlar başlayacak, betonlaşma olacak. Hiçbir faytonun girmediği taşlı dar yollara, merdivenli sokaklara, yol olmayan yerlere akülüler için asfalt yollar yapılacak. Patika diye bir şey kalmayacak. Her tarafa asfalt döktüler, daha da artacak. Beter olacak.

Bir pazarlık sürecinin sonunda, faytonculara araba başına 300 bin, at başına 4 bin lira verilmesi İBB meclisinde oy birliğiyle kabul edildi. Faytoncuların çoğuna da bu tatminkâr bir teklif gibi geldi galiba, öyle mi?

Burcu: Hepsi şöyle düşünüyor: Devlet kararı, devletin önünde kim ayakta durabilir ki? 300 bin lirayla bir faytoncu ailesi ne yapabilir? Çoğunun sigortası bile yok. Yine bu insanların çoğu 45-50 yaşlarında, lisede, üniversitede bir ya da iki çocuk okutuyorlar. Çocuğunun evi kira…

Bu mesele gündeme geldiğinden beri tarafların tavırlarını nasıl buluyorsunuz?

Semiha: Bu işi bitirmek için yıllardır uğraşıyorlar. Belediye bir kere tamamen başıboş bıraktı faytoncuları. Bu işi sessizce bitirmek için de Faytoncular Odası’nın başına o kişiyi getirdiler. Geldiğinde ilk iş yük arabalarını kaldırdı. Faytoncular Odası Başkanı faytoncu değil, ama fayton plakaları var. Lokanta, otel, plaj sahibi… Belediyeyle işlerini yürütmeyi mi tercih eder, faytoncunun haklarını savunmayı mı?

Ayşe: O zaten bu işleri bu noktaya getirmek için o göreve getirildi. Bu olay Ankara’dan çıkmış, valilik, kaymakamlık belediyenin önüne koymuş. İBB’nin bir sistem geliştirmesi gerekirdi. Adalar Belediyesi neden bir kriz masası oluşturmadı? Belediye Meclisi toplantısında bu konu gündeme dahi gelmemiş. Belediye Meclisi toplantısından sonra bu konuyu dile getiren Adalılara karşı belediye başkanının üslubu da hiç hoş değildi. Hepimiz görüntüleri facebook’tan izledik. Faytonlar kaldırılacaksa da bunun bir sistematiğinin olması lâzım. Belki faytonlar yine kalkardı, ama süreci yönetmek de önemli.

Burcu: 81 atın öldürülmesini o gün basına servis eden de kaymakamlık. Hayvansever topluluğunu da yanılttılar. Arşivlerdeki bütün görüntüler sanki son birkaç aya aitmiş gibi ortaya döküldü. Ve bizler suçlandık. Bir ay boyunca, kendi belediye başkanımız da dahil hiçbir yetkili bizimle görüşmedi, bilgi vermedi, bilgi almadı. Hepimizi aptal gibi beklettiler, istediklerini elde ettiler.

Ayşe: Bizleri Büyükşehirde, valilikte, belediyede temsil eden kurumun başındaki adam yanlıştı. Eşlerimizin, abilerimizin, babalarımızın da bizimle aynı fikirde olması gerekiyordu. Biz bayanlar olarak bunları söylüyoruz ama, adam “bitmiş bu olay” diyor. Bizimkiler de kabulleniyor.

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 1

Bu süreçte, faytoncu ailelerde erkeklerle kadınlar arasında genelde bir tavır farkı gözlemlediniz mi?

Burcu: Kadınlar daha tutarlıydı, daha hazırlıklıydı her şeye. Bence kadınlar daha bilinçli.

Faytonlar kaldırıldıktan sonra, ada nasıl olur?

Burcu: Kesinlikle trafiğe açılacağını düşünüyorum. Rezalet bir şehir olur. Şu anda bile dışardan gelip kızları taciz eden, hayvanlara tecavüz edenler oluyor. Bunların artacağını, artık kapımızın üstünde anahtarla yatamayacağımızı düşünüyorum. Çocukluğumun adası zaten çoktan kalmadı. Sinemamız vardı, akşamları sinemaya giderdik. Daha gelişmiş, daha medeniydi ada. Atlarla denize girdiğimizi anlattığım koya kanalizasyon boruları bağlandı, adanın bütün lağımı oraya akıyor. Pırıl pırıldı oranın suyu. Oradan midye çıkartırdık. Şimdi hiçbirini yapamazsın.

Semiha: Fayton problemi diye bir şey yoktu bir kere. Bu kadar turist akını yoktu. Daha şimdiden, akülüler kedileri, kedilerin ayaklarını eziyor. Faytonlar kalkıp daha da çok akülü geldiğinde büyük facia olacak.

Burcu: Gübre kokusunu, atların kişnemesini çok özleyeceğiz. Benim çocuğum yine de at sevgisiyle büyüdü. Ama arkadan gelen çocuklar atı sadece televizyondan, videodan görecek. Çok acı verici.

Faytonlardan sonra atlar ne olacak?

Burcu: Eskiden burada inekler vardı. Annemin çocukluğunda, bir dönem ahırda yaşamışlar. Anneannem, annem, ben hep bu işlerin içinde büyüdük, yaşadık. İnek de güttüm, koyun da güttüm, evimde kuzu besledim, köpek de baktım, at da baktım. Erdoğan’ın başa geldiği dönemlerde bir yasa çıktı, “Adalar’da büyükbaş hayvan olmayacak, inekler kesinlikle kaldırılacak” dediler. Böylece, inekler yok oldu, gitti. Ata da bunu yapacak. “İstanbul’u marka yapacağım, metropol yapacağım” derken amacı bu zaten. Eskiden ne güzel sütümüzü sağıyorduk, kendi sütümüzü içiyorduk, tavuklarımızın yumurtasını yiyorduk. Başkalarına da veriyorduk ya da satıyorduk. İneklerimizi yok ettiler. Atları da adada istemiyorlar. Ama öyle, ama böyle götürmeye kararlılar. İçlerinden iyilerini seçecekler. Çoğu yem olacak, insanların sofralarına salam, sucuk, sosis olarak gelecek. Ya da başka yerlerde telef olacak.

Ayşe: Atlarla çok şey yapılabiliyor, görüyoruz, okuyoruz. Otistiklerle çok güzel ilişki kurabiliyorlar, terapiler oluyor. Ama bizim buradaki atlarımız bunun için eğitilmiş değil. Ne yapılabilir başka tam bilemiyorum. İncelemek lâzım. Şu kesin, bu atların adadan çıkmaması lâzım. En azından şu anki mevcut atların yaşam sürelerince… Yoksa, biliyoruz, hepsi ölüp gider.

Burcu: Maddi olarak nasıl bakılacak o zaman atlara?

Semiha: Madem başka yerde atların bakımını üstleniyor devlet, burada da üstlenebilir. Adadan götürülen eşeklerin de akıbetinin ne olduğu belli değil. Bir anda kayboldular.

Burcu: Eskiden adada katır da vardı. Şu anda Türkiye’nin hiçbir yerinde katır neredeyse kalmadı. Ben kesinlikle devlete satmayacağım atlarımı. Ada’da tutmamız yasaklanırsa, babamın tanıdığı bazı çiftlikler var, onlardan birine gönderebiliriz. Bakımlarını yine biz üstleneceğiz. En azından, gidip görebileceğim. Atlarım birbirinden ayrılmayacak, bir arada olacaklar. Salam, sucuk olmayacaklarını bileceğim.

Atların Adları Var Heybeliadanın Atları 7

İBB’nin kararı sonrasında ruh haliniz nasıl?

Burcu: Faytoncuların hepsi üzgün, ama ne halleri varsa görsünler, hiçbiri umurumda değil. Neden kızıyorum biliyor musun? En azından bizim kadar çaba gösterselerdi, bizimle birlikte çabalasalardı, belki bir sonuç elde edebilirdik, atların ömrünü bir-iki yıl daha uzatabilirdik. Faytonlar kaldırılacaksa bile bir şekilde planlanarak, adım adım olabilirdi. Artık çok yoruldum, psikolojik olarak da çöktüm. Konuşmak bile istemiyorum. Konuşuyoruz, konuşuyoruz, hep aynı şeyler.

Semiha: Bu konu başladığından beri perişanız. Biz hadi yine bir şekilde stresimizi atıyoruz, bir sigara yakıyoruz, çarşıya iniyoruz. Ama atlar günlerdir, dört duvar arasında kapalı. Ağlıyorlar, resmen ağlıyorlar. Neden onlara bunu yaşatalım? Ne hakla? Bizim adamızda ruam çıkmadı, atlarımız niye hapis?

Ayşe: Her gece endişeyle yatıyoruz. Bir telefon geliyor: “Atları götüreceklermiş!” Hep telefon başındayız. Uyku uyumak yok. Ahırların oraya nöbetçi koyduk. Sabaha kadar bekliyor.

Semiha: Ben rüya görmeyen insanım. Kaç gecedir rüyamda atların yollarda koştuğunu görüyorum. Beş dakika gözümü kapatıyorum, sadece atları görüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Trabzonda 2019 Yılında 59 Hayvan Yangın Sebebiyle Hayatını Kaybettiöç

Trabzon’da 2019 Yılında 59 Hayvan Yangın Sebebiyle Hayatını Kaybetti

Hayvan Hakkı Savunucuları Tüm Belediyelere Seslenmek için Toplanıyoröç

Hayvan Hakkı Savunucuları Tüm Belediyelere Seslenmek için Toplanıyor